13 Ocak 2013 Pazar

Sigortalı lehine yeni düzenlemeler


TBMM Genel Kurulu'nda, sigortalı lehine düzenlemeler içeren ve 4,5 milyon vatandaşı ilgilendiren tasarı kabul edilerek yasalaştı.
Kanuna göre, milletvekilleri, dışarıdan atanan bakanlar ve gazeteciler de daha önce olduğu gibi kamuoyunda yıpranma payı olarak bilinen fiili hizmet zammından yararlanacak.
Prim borcu olduğu için bir yakınının üzerinden doktora giden Bağ-Kur'lular, SGK tarafından bu konuda kendilerine çıkarılacak borçları ödemeyecek.
Emekli olduktan sonra kamuda çalışmaya devam edip, emekli aylığıyla birlikte maaş da alan memurlar, bu aylıklara ilişkin borçlarını taksitlendirebilecek.
Terörle mücadelede malul kalanlar ile Kore, Kıbrıs ve İstiklal Savaşı gazileri kamu hastanelerinden sevk almadan özel hastanelere gidebilecek ve fark ücreti ödemeyecek.
Liseyi bitirdikten sonra üniversiteye başlayan öğrenciler 120 gün süreyle sağlık hizmetlerinden yararlanacak.
Kanuna göre, TRT'de çalışanlar da dahil sarı basın kartı sahibi gazeteciler ile milletvekilleri ve dışarıdan atanan bakanların prim ödeme gün sayılarına, çalışma sürelerinin her 360 günü için 90 gün fiili hizmet süresi zammı eklenecek. Böylece, gazeteci ve milletvekilleri her 4 yılda, 1 yıl fazla çalışmış sayılarak, bu süre 5 yıl olarak hesaplanacak. Gazetecilerin elde ettikleri fiili hizmet zammının toplamının yarısı kadar süre, emeklilik yaş hadlerinden düşecek. Milletvekilleri için ise söz konusu sürenin tamamı emeklilik yaş haddinden indirilecek. Düzenleme, fiili hizmet zammı süresinin kaldırıldığı 2008 yılı Ekim ayı itibarıyla geçerli sayılacak.

Daha önce SSK ve Bağ-Kur'dan emekli olan ve aylık bağlanan milletvekillerinin, milletvekili emekli aylığı almaya hak kazanmaları için 2 yıl bekleme şartı kaldırıldı. Milletvekilleri, 2 yıl süreyle milletvekili olma ve sigorta pirimi veya emekli keseneği ile kurum karşılığı ödenmesine ilişkin şartlar aranmadan, milletvekili emekliliğine hak kazanabilecek. Söz konusu milletvekillerinin müracaat etmeleri halinde, kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takiben aylıkları, milletvekili emekli aylığı seviyesine yükseltilecek.

Kanunla, iş meslek danışmanı yeterlilik belgesine sahip olduğu halde 817 kişilik iş ve meslek danışmanı alımı ilanına başvuramayanların açtığı davalarda Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararı vermesi üzerine ortaya çıkan hukuki sorunlar ve hak kayıpları gideriliyor.

Buna göre, iş ve meslek danışmanı mesleki yeterlilik belgesine sahip olanlardan, bu pozisyonda istihdam edilebilmek için 10-11 Temmuz 2010'da yapılan KPSS'de en az 70 puan alanlardan, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren 20 gün içinde müracaat edenler boş bulunan İş ve Meslek Danışmanı pozisyonlarına atanacak. 1 Kasım tarihi itibarıyla çalışanlar, 2013 yılı için sözleşmeleri yenilenememiş olanlar ile askerlik ve doğum nedeniyle görevlerinden ayrılanlardan yeniden hizmete alınma şartlarını kaybetmeyenlerin yerleştirme işlemleri ve atanmalarına ilişkin hakları ise saklı olacak. Bu düzenlemeyle bin 340 kişi işe başlayacak.

Bunlardan askerlik ve doğum nedeniyle görevlerinden ayrılanlar yeniden istihdam edilmek üzere ilgili mevzuatta öngörülen süre içinde, sözleşmesi yenilenememiş olanların ise bu düzenlemenin yayımı tarihinden itibaren 20 gün içinde başvurmaları halinde sözleşmeleri yapılacak.

Emeklilik veya yaşlılık aylığı kesilenlerin sigortalılıklarının sona erdiği tarih, yazılı istek tarihi kabul edilerek aylıkları yeniden bağlanacak.

Sosyal Güvenlik Kurumu Genel Kurulu'nda, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nın temsilcisi de yer alacak.

Esnaf ve sanatkarlar da temsil edilecek

Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulu'nda, esnaf ve sanatkarlar da temsil edilecek. Kurulun üye sayısı; esnaf ve sanatkarların temsilcisi ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkan Yardımcısı'nın bir olan sayısının 2'ye çıkarılmasıyla 12'ye yükseltilecek.

Lise ve dengi öğrenimlerini tamamlayıp aynı yıl içinde yükseköğrenimlerine başlayan öğrenciler, 20 yaşını dolduracakları tarihi aşmamak kaydıyla 120 gün süreyle sağlık hizmetlerinden yararlanmaya devam edecek.

Terörle mücadele ile emniyet ve asayiş nedeniyle malul kalanlar ya da Kore, Kıbrıs ve İstiklal Savaşı gazisi olarak şeref aylığı bağlananlar ve bunların eşleri, kamu hastanelerinden sevk almadan özel hastaneye gidebilecek ve bunlardan ilave ücret alınmayacak.

Kanunla, 1 Ekim 2008 tarihinden önceki sigortalılık süresine ait değişiklikten dolayı tahakkuk eden prim borcu, usulüne uygun olarak ödenen af, tecil, taksitlendirme ve yapılandırma uygulamalarını etkilemeyecek hale getiriliyor.

Buna göre, 1 Ekim 2008'den önce Sosyal Güvenlik Kurumu'na kayıt ve tescili yapılan sigortalılardan, sigortalılık başlangıç veya bitiş tarihi değişenlerin daha önceden tespit edilmiş gelir basamakları ve bu basamakların yükselme tarihleri değiştirilemeyecek. Bu sigortalılardan, tescil tarihi daha eski bir tarihe alınanların eski tescil tarihi ile yeni tescil tarihi arasındaki sigortalılık sürelerine ilişkin gelir basamağı, ilk defa tescil edildiği tarih itibarıyla seçtiği veya intibak ettirildiği basamak olarak kabul edilecek.

Borçlar affedilecek

Kendi sigortalılığı bulunduğu halde, başkası üzerinden sağlık hizmetlerinden yararlananlara Ocak 2012 tarihine kadar çıkarılan veya çıkarılacak sağlık harcamalarına ilişkin borçlar affedilecek. Genel sağlık sigortalısı ya da bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamında olanlardan, hak etmediği kapsamda sağlık hizmeti alanların 31 Ocak 2012 tarihine kadar verilen sağlık hizmetleriyle ilgili borçları, ilgililerin açtıkları davadan vazgeçmeleri halinde tahsil edilmeyecek.

Taksitlendirme isteyenlerin, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört ay içerisinde başvuruda bulunmaları gerekecek.

Bu kapsamda özellikle 4B kapsamındaki Bağ-Kur sigortalıları yer alıyor. Örneğin, 60 gün ve daha fazla prim borcu bulunması nedeniyle sağlık hizmetlerinden yararlanamayan Bağ-Kur'lular, bir yakının üzerinden sağlık hizmetlerinden yararlanıyordu. SGK'nın bu durumda olanları tespit ettiğinde yapılan sağlık ödemelerini geri istemesi gerekiyordu.

Kanun bu şekliyle uygulamaya girerse, prim borcu olduğu için anne veya babasının üzerinden sağlık hizmeti alan Bağ-Kur'lular Ocak 2012'den önce SGK tarafından kendilerine çıkarılacak borçları ödemeyecek.

Emekli olup da çalışmaya devam edenler

4A, 4B ve 4C'den emekli olan ve ticari faaliyet yürütenlerin ödemesi gereken sosyal güvenlik primleri de ilgili kanuna göre yeniden yapılandırılacak. Buna göre, kamuda avukat olarak çalıştıktan sonra emekli olan ve daha sonra büro açarak avukatlık yapmaya devam eden bir kişinin sosyal güvenlik destek primi ödemesi gerekiyor. SGK tarafından sosyal güvenlik primini ödemediği tespit edilen bu durumdaki kişilerin söz konusu borçlarının yapılandırılmasına imkan tanınacak.

Mevcut durumda kamudan emekli olduktan sonra kamuya ait bir iş yerinde çalışmaya devam eden memurlar, emekli aylığı alamıyor. Ancak SGK, bu durumda olup da bildirim yapılmadığı için maaşının yanı sıra emekli aylığı da alan çok sayıda memur bulunduğunu tespit etti. Tasarıyla, bu kişilere yersiz aldıkları aylıkları yeniden yapılandırılarak, kuruma olan borçlarını taksitle geri ödeme şansı tanınacak.

Tarım ve Kırsal Kalkınma Kurumu personeline müjde

Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'nda çalışan başkan, genel koordinatör, birinci hukuk müşaviri, koordinatör, uzman, denetçi ve avukat pozisyonlarında istihdam edileceklerin dil şartını yerine getirememesi nedeniyle yenilenmeyen sözleşmeleri, 1 Ocak 2013 tarihi itibariyle yenilenmiş sayılacak.

Sözleşmesi yenilenen bu personelin, 31 Aralık 2013 tarihine kadar dil şartını yerine getirmesi gerekecek. En son yayımlanan 2009 istatistiğinde toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi için başvuru hakkına sahip işçi sendikalarının 7 Kasım 2012 tarihinde yapacakları yetki tespit talepleri, iş yeri veya işletme çoğunluğu şartlarına göre sonuçlandırılacak.

Kanunun, ''Öğrencilerin 120 gün süreyle sağlık hizmetlerinden yararlanmaya devam etmelerine'' ilişkin hüküm 1 Haziran 2012 tarihinden geçerli olmak üzere, diğerleri ise yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.

Kuruma 3 bin 970 kadro ihdas edilecek.

''Özlük hakları riskli işlerdir''

AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, milletvekillerinin ve gazetecilerin yıpranma payına ilişkin önergelerine tüm siyasi partilerin imzalarıyla desteklemelerini arzu ettiklerini söyledi.

Elitaş, milletvekillerinin özlük haklarıyla ilgili de bilgi vererek, şunları kaydetti:

''Kamuda çalışan öz evlat, 1475'e göre çalışan üvey evlat muamelesi görüyordu. 1475'e göre veya Bağ-Kur Kanunu'na göre çalışan milletvekili arkadaşlarımız yıllarca özel sektörde alınteri döktü, sigorta primi ödedi. O arkadaşlarımız bu yasal düzenlemeyle birlikte, devlet memurlarına tanınmış hakları milletvekili olduğu andan itibaren aynı şekilde kazanacaklar. Milletvekili olduğumuzda 2 yıl intibak süresi beklemiştik. Önergeye imza atanlara teşekkür ediyorum. Siyasette bir şey alacaksanız açık ve net şekilde alacaksınız. Sayın Başbakan'a teşekkür ediyorum. Biz bunu tüm partilerle ortak çıkarmak istedik ama farklı nedenlerle imza konulmadı. Bugün Sayın Başbakan ile telefon görüşmesi yaptım. 'Hak mı-' dedi. Milletvekilleri arasındaki eşitsizliği ortadan kaldıran bir haktır. 'Öyleyse' dedi, 'siz buna inanıyorsanız, milletvekili arkadaşlarımız da bunu böyle görüyorsa, Çalışan Gazeteciler Günü'nde, daha önce 20 Aralık'ta gazetecilere verdiğimiz söz çerçevesinde bunu AK Parti Grubu olarak çıkarın, 550 milletvekili de yararlansın' dedi.

Buna imzamızı attık, milletvekili özlük haklarıyla ilgili düzenlemeler riskli işlerdir. 'Benim sorunum varken sen kendi sorununu çözdün' derler. Kendi mevcudiyetlerini, kendi meselelerini, kendi imkanlarını koruyamayan, itibarlarını da koruyamaz. Bugüne kadar yapılan düzenlemeler içinde herkese, her şeyi veririz. Herkese, her şeyi vermek haktır ama milletvekillerinin kendileriyle ilgili hakkı takip etmeleri maalesef müstahak olarak görülmüyor. Başbakanımızın bana verdiği yetki çerçevesinde, şerefle milletvekili arkadaşlarımızın hakkını koruyabilmek adına imza atmaktan mutluluk, gurur duyuyorum.''

Tasarının yasalaşmasından sonra Genel Kurul'da bazı uluslararası anlaşmalar da kabul edildi.

Genel Kurul'da kabul edilen tasarılar şöyle:

Türkiye ile Ukrayna Arasında Bitki Koruma ve Bitki Karantina Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasını Uygun Bulan Kanun.

Türkiye ile Kore Arasında Mal Ticareti Anlaşmasının Onaylanmasını Uygun Bulan Kanun.

Türkiye ile Kore Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun.

Türkiye ile Zambiya Arasında Ticari ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun.

Türkiye ile Lübnan Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Ortaklık Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun.

Türkiye ile Morityus Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun.

Türkiye ile Mısır Arasında Eğitim İşbirliği Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun.

Tasarıların yasalaşmasından sonra TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu, birleşimi 15 Ocak Salı günü saat 15.00'de toplanmak üzere kapattı.

10.1 Milyarlık davada karar günü


Türkiye'nin lehine sonuçlanan LibanancDavası'nı temyiz duruşması Washington'da yarın yapılacak.

Türkiye'nin lehine sonuçlanan Libananco Davası'nın temyiz duruşması Washington'da yarın yapılacak. Bu aşama da, Türkiye'nin lehine sonuçlanırsa, dosya tamamen kapanmış olacak. 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın 2003 yılında Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) başvurusu üzerine, Uzan Grubu'na ait Çukurova (ÇEAŞ) ile Kepez elektrik şirketlerine el konmasından kaynaklanan dava, Güney Kıbrıslı Libananco Holdings Co. Ltd. isimli şirketin, ÇEAŞ ve Kepez'e ortak olduğunu ve el koyma kararıyla mağdur edildiğini iddia ederek, 2006'da Türkiye aleyhine Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi'ne (ICSID) başvurmasıyla başlamıştı.

Tahkim heyeti, yaklaşık 5 yıllık sürecin ardından 10,1 milyar dolarlık tazminat davasında kararını Türkiye lehine verirken, Libananco Holding bu bu kararı temyize taşımıştı.

Yaklaşık 1 yıldır devam eden temyiz sürecinde son duruşma yarın Washington'da yapılacak. Bu aşama da, Türkiye'nin lehine sonuçlanırsa, dosya tamamen kapanmış olacak. Heyet davanın bozulması yönünde karar verirse, Libananco Davası yeniden görülmeye başlayacak.

Daha önce Paris'te yapılan duruşmalar başhakemin kararıyla Washington'a alınırken, hakkında yakalama kararı bulunan Uzan ailesi bireylerinin duruşmaya telekonferansla katılacağı öğrenildi.

Temyiz duruşmasının ardından kararın aynı gün çıkması beklenmezken, davada Türkiye'yi İsviçre'li Lalive Hukuk Bürosu savunacak.

Türkiye daha öncede aralarında Temzet Elektrik Üretim AŞ, Alaplı Elektrik ve Kanel Kangal Elektrik Limited Şirketi'nin de olduğu 20'ye yakın tahkim davasının tarafı olmuş, bu davaların birçoğu Türkiye'nin lehine sonuçlanmıştı.kaynak-.patronlardunyasi

DÖSİAD PERŞEMBE KAHVALTISI KONUĞU İŞ ADAMI ALİ KIVRAK OLDU


Dösiad Perşembe Kahvaltısının konuğu İşadamı Ali Kıvrak oldu.
Kıvrak Dösiad Üyelerine Expo2016 Antalya hakkında bilgi verdi.
Döşemealtı Sanayici ve İşadamları Derneği (Dösiad) Perşembe kahvaltısı etkinlikleri çerçevesinde
yılın ilk kahvaltısında Antalya Ticaret ve Sanayi Odası(ATSO) Yönetim Kurulu Üyesi İşadamı Ali Kıvrak,
Ekonomi Gazetecisi Fikri Türkel ve Antalya İş Kadınları Derneği (ANTİKAD) Yönetim Kurulu Üyelerini
ağırladı.
Dösiad Perşembe kahvaltısında yılın ilk konukları ATSO Yönetim Kurulu Üyesi Ali Kıvrak, Ekonomi
Gazetecisi Fikri Türkel ve Antikad Yönetim Kurulu üyeleri oldu.
Keptur Park Restoran’da düzenlenen kahvaltı Dösiad Üyesi Orsa İş Güvenliği Firması sahibi Dr
Hayrettin Sönmez’in iş güvenliği sunumuyla başladı. Sönmez, işadamlarına yeni çıkan 6331 Sayılı İş
Sağlığı Ve Güvenliği Yasası hakkında bilgi verdi.
Sönmez’in ardından söz alan İşadamı Ali Kıvrak, Türkiye’de ilk defa Antalya’da yapılacak Expo2016’nın
Antalya ve Türkiye için çok önemli bir organizasyon olduğunu belirterek, şehrin tüm dinamikleriyle
Expo’ya hazırlanması gerektiğinin altını çizdi. 16-19 Ağustos tarihlerinde EXPO 2012 Hollanda
Venlo’ya yaptığı ziyaret ile ilgili izlenimleri ve Venlo ile ilgili bazı önemli verilerin yanı sıra EXPO
2012 Hollanda Venlo görsellerini de iş dünyası ile paylaşan Kıvrak, öncelikle Antalya’nın ve
çevresindeki etkileşim alanlarının da Expo’ya uygun hale getirilmesi gerektiğini bildirdi. Expo 2012
Hollanda Venlo’ya gelen kişilerin Expo’ya hakim ve bilinçli olduğunu vurgulayan Kıvrak, Antalya’da
da Antalyalı’nın EXPO ile ilgili bilinçlenmesini sağlamak için şehir merkezine ve şehrin muhtelif
noktalarına şimdiden EXPO bilgilendirme büroları açılması gerektiğini dile getirdi. Kıvrak, EXPO’nun
düzenlendiği kentlere ve beraberinde çevresine çok büyük ekonomik katkılar sağladığı ve fuar
sonrasında da yapıldıkları kentleri köklü şekilde değiştirdiklerini belirterek, Antalya’da yapılacak her
türlü çalışmanın tarihi önem taşıyacağını söyledi.
Dösiad Kahvaltısına konuk olan Antikad Başkanı Duygu Günsur Kaplan, Dösiad ailesiyle bir arada
olmaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti. Kaplan, Antikad’ın kadınların iş dünyasındaki statülerini
sağlamlaştırmak, kadın girişimci sayısını artırmak, mevcut kadın girişimcileri güçlendirmek amacıyla
kurulduğunu dile getirdi.Expo2016 Antalya’nın Antalya’da bulunan ve tek başına hareket eden sivil
toplum kuruluşlarının bir araya gelerek ortak platformda buluşması için önemli bir fırsat olduğunu
anlatan Kaplan,Expo2016 Antalya için Antikad olarak üzerine düşen her türlü görevi yapmaya hazır
olduklarını bildirdi.
Dösiad Başkanı Gültekin Gencer etkinlik anısına işadamı Ali Kıvrak’a plaket takdim etti.HABER EKSPER / Mehmet BULUT




3 Ocak 2013 Perşembe

Türkiye artık dünyaya açık bir ülke

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye'nin artık dünyaya çok açık bir ülke olduğunu söyledi.

MÜSİAD'ın Ankara Rixos Otel'de gerçekleştirilen Genişletilmiş Başkanlar Toplantısı'na katılarak bir konuşma yaptı. Babacan, konuşmasına başlarken, sunumun aktarılacağı ekranda kısa süre bir teknik aksaklık yaşandı ve konuşmasına biraz geç başlayabildi.

MÜSİAD'ın iş dünyasına güç katan ve iş dünyasını hem yurt içinde hem de yurt dışında başarıyla temsil eden bir kuruluş olduğunu belirten Babacan, hükümet olarak da MÜSİAD'la her zaman istişare içinde olduklarını ve görüşlerine değer verdiklerini söyledi.

Kendisinin de iş dünyasından gelen biri olduğunu kaydeden Babacan, Türkiye'nin yakaladığı başarılara katkı veren tüm iş dünyasına teşekkür etti.

Toplantıda, Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmeleri aktaran bir sunum yapan Babacan, Türkiye'nin artık dünyaya çok açık bir ülke olduğunu vurguladı.

Açık bir ekonomi olmanın çok büyük avantajları olduğunu anlatan Babacan, bunun yanı sıra getirdiği yükümlülüklerin ve sorumlulukların da olduğuna işaret etti.

Babacan, 2007 yılından bu yana kendisini hissettiren ve 2009 yılında en derin noktasına ulaşan küresel ekonomik krizin fazlar değiştirerek devam ettiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

''Kriz henüz çözülmüş değil, henüz ortadan kalkmış değil. Krizin ilk safhasında sorunlar ağırlıklı olarak finans sektöründeydi ve finans sektöründe topyekün bir çöküş olmasın diye devletler, hem merkez bankaları hem de hazineleri eliyle bu finans kuruluşlarına destek verdiler. Belki bir kaç tane büyük bankanın dışında aslında bir toplu çöküş de henüz görmüş değiliz. Lehman Brothers örneğinden sonra devletler, hem hazineler hem de merkez bankaları, 'Artık bu bankaların batması çok kötü oluyor, maliyetli oluyor. Biz bunları her ne pahasına olursa olsun kurtaralım' dediler ve sallantıda olan, sermayesini kaybetmiş tüm bankalara yoğun bir şekilde devlet desteği verilmeye başlandı.

Bu tabii işini sağlam götüren bankalarla, daha riskli daha dikkatsiz giden bankalar arasında ciddi bir haksızlığa da sebep oldu. Buna biz bankacılık sektöründe ahlaki riziko diyoruz. Yani eğer, bu sarsıntılı dönemlerde işini iyi yapanlar, yoluna devam ederken, işini kötü yapanlara hemen devlet desteği sağlayarak, sen de devam et dediğinizde o zaman iyi ile kötü arasındaki farkı sıfırlamış oluyorsunuz ve bundan sonraki dönemde de aslında banklara, 'Korkma, sen de dikkatsiz işler yap, kötü kararlar al, gereksiz riskler al. Kazanırsan senin olur, batarsan zaten ben buradayım' mesajını vermiş oluyorsunuz. Dolayısıyla bu kriz ve krizdeki banka kurtarma operasyonları, bundan sonraki dönemde bankacılık sektörüne aslında çok yanlış mesajların verilmesini beraberinde getirmiş oldu.''
   
''Somut adımlar görebilmiş değiliz''

   
Krizin daha sonraki safhasında, 2011 yılıyla beraber artık devletlerin kredibilitesiyle ilgili sorunların başladığını anlatan Babacan, devletlerin çok ağır borç yükü altına girdiklerini söyledi.

Babacan, şu an itibariyle bakıldığında, hem kamu borç rakamlarının çok yüksek seviyelerde olduğunu hem de bankaların ancak dışarıdan aldıkları desteklerle ayakta durabildiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

''Tüm bu operasyonların likidite maliyeti, merkez bankalarının para basma operasyonlarıyla karşılanıyor. Şu an hem Avrupa Merkez Bankası hem de Amerikan Merkez Bankası, şu ana kadar görülmemiş miktarlarda, trilyonlarca dolar, trilyonlarca avro karşılıksız para basarak, piyasaya sürmek zorunda kaldılar, bir yandan bankalara yardımcı olmak için bir yandan da iflas etmek üzere olan hazinelere, devletlere yardımcı olmak için. Bu olağanüstü durumun nasıl bir takvim içerisinde normale döneceğiyle ilgili de şu an hiç bir plan, program yok. Şu anda hala tüm dikkatler yangını söndürmeye verilmiş durumda. Peki yangın söndükten sonra bu bina nasıl tekrar inşa edilecek, bununla ilgili de henüz somut gelişmeler yok. Kağıt üstünde planlar var, hazırlıklar var ama somut adım henüz görebilmiş değiliz.

Tüm bunların sonucunda, gelişmiş ülkelerde üretici ve tüketici güveni son derece düşmüş, işsizlik artmış durumda ve gelişmiş ülkelerde büyüme görünümü oldukça zayıflamış durumda ve özellikle son 7-8 aylık dönemde tüm bu olumsuz tablo, artık gelişmekte olan ülkelere de yansıyor. Krizin tam merkezinde şu anda Avrupa var. Evet Amerika'da da sorunlar var ama şöyle ya da böyle borçlanma tavanının önümüzdeki haftalarda bir şekilde çözüleceği. mali uçurumun şimdilik kenarından dönüldüğü ama yine de köklü bir çözüm üretilemediğini görüyoruz ama yapısal açıdan baktığımızda bu depremin, bu krizin merkezi halen Avrupa.''
   
''Kötü politika uygulayanlar, iyi politika uygulayanların sırtından geçinmeye başlamıştı''
   
Avrupa'da sistem kurulurken ciddi boşluklarla beraber kurulduğuna işaret eden Babacan, tek bir para birimine geçilirken bu para biriminde olan ülkelerin maliye ve bankacılık politikalarının tek tek ülkelere bırakıldığını söyledi.

Böyle olduğunda da her ülkenin, kendisi için en avantajlı neyse uygulamalarını o yöne doğru çekmeye başladığını dile getiren Babacan, ''Bütçesi yüzde 10 açık veren ülke ile yüzde 3 fazla veren ülke, aynı para birimini kullanıyor, aynı merkez bankasına başvuruyor. Bir bakıma, kötü politika uygulayan ülkeler, iyi politika uygulayan ülkelerin sırtından geçinmeye başlamış durumdaydı Avrupa Birliği'nde. Bunun zaten sürdürülemez olduğunu tüm toplantılarda söylüyorduk ve sonunda problemler büyüdü ve artık, ülkeler iflasın eşiğine gelince ülkeleri kurtarma operasyonları başladı'' diye konuştu.
   
''Zayıf siyasi liderlik pek çok Avrupa ülkesinin en büyük problemi''
   
Babacan, söz konusu ülkeleri kurtarma operasyonlarını da anlatarak, bankacılık sistemindeki kırılganlıkların ve sorumsuz yönetimin AB'de şu anda çok büyük bir problem olduğuna vurgu yaptı.

AB'ye giren ülkeler, özellikle Avro Bölgesi'ne giren ülkelerde bir miktar tembellik başladığını ifade eden Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Biz artık buralara kapağı attık, istikrar açısından da sorun yok, nasılsa sağlam bir gemide gidiyoruz bakış açısıyla maalesef yanlış politikalar uyguladılar ama artık yolun sonuna gelinmiş durumda. Bundan sonraki dönemde her ülke kendi ev ödevini yapmak zorunda ve her ülke kendi reformlarını hızla gerçekleştirmek zorunda. Ancak siyasi karar alma mekanizmalarındaki yetersizlikler ve zayıf siyasi liderlik pek çok Avrupa ülkesinin en büyük problemi şu anda. Karar alınamıyor, karalar alınıyor, ilan ediliyor uygulama noktasında sıkıntıya düşülüyor. Koalisyon hükümetleri var, azınlık hükümetleri var. Hükümetlerle parlamentolar arasında ciddi görüş ayrılıkları var. Tüm bunlar, önümüzdeki dönemde AB'deki problemlerin kolay kolay çözülemeyeceğini bize gösteriyor.

Özellikle bizim iş dünyamızın da bunun farkında olması gerekiyor. Bu ağır borç yükü, kolay kolay ortadan kalkmayacak ve ekonomilerin üzerinde ciddi bir yük oluşturmaya devam edecek. Şimdi bakacak olursanız ABD'nin kamu borcu, milli gelirine oran olarak bu yıl sonu itibariyle yüzde 107'ye ulaşmış durumda. Avro Bölgesi'nde de yine yüzde 93-94 gibi rakamlar görüyoruz ve bunlar da artmaya devam ediyor. Yapılan programlarda, çalışmalarda da bu borcu geri düşürmekten ziyade, borçtaki artışı önleyebilme çabası var şu anda. Çünkü geri düşüş trendine sokabilmek için yıllar gerekecek, belki bazı ülkeler için 10 yıllar gerekecek ve bu ağır borç yükü yüzünden bu ekonomilerde büyüme, önümüzdeki dönemde hiçbir zaman yüksek seviyelere çıkamayacak. Bazı ülkelerde sıfır, bazı ülkelerde eksi büyüme rakamları görmeye devam edeceğiz.''
MÜSİAD'ın Ankara Rixos Otel'de gerçekleştirilen Genişletilmiş Başkanlar Toplantısı'na katılan Babacan, kendisinden önce konuşan MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak'ın değindiği bir kaç konuya yanıt verdi.

Uzun zamandır iş dünyasının üzerinde konuştuğu, Borçlar Kanunu ile birlikte gelen ''eş muvafakati'' konusuyla ilgili bilgi veren Babacan, bu konunun çözüleceğini söyledi.

Bu konu üzerindeki çalışmaların devam ettiğini aktaran Babacan, şunları kaydetti:

''Yeni Medeni Kanun'a göre, karı kocanın da bir ortaklık anlayışı söz konusu, mal mülk konusunda. Kendi şirketine veya ortağı olduğu bir şirkete kefil olurken belki eş muvafakati aranmayacak ama bir arkadaşına, yabancı birine kefil oluyorsa da o zaman yine de eşi bundan haberdar olsun istiyoruz, çünkü orada da aile faciaları yaşanıyor. Yani imzayı atıyor bir arkadaşına, ondan sonra problem çıkıyor ama kendi şirketiyse, zaten problemin ağırlığı da orada. Yani muhtemelen öyle çözülecek ama henüz son noktayı da koymadık. Şimdi fazla bir beklenti oluşturmayım ama o şekilde çalışmalar devam ediyor. Son şeklini verdikten sonra zaten, açıklayacağız.''
   
''Sat, geri kirala'' imkanı
   
Babacan, özel sektörün kira sertifikası ihracının çok önemli bir konu olduğunu ve bu konunun yasal zemininin hazır olduğunu vurgulayarak, burada maliyetlerin de aşağı çekildiğini bildirdi.

Yeni bir kanun çıkardıklarını anlatan Babacan, bu kanuna ''sat, geri kirala'' gibi bir madde de koyduklarını ifade etti.

Bu kanunla, bir varlığı finansman şirketine satıp, tekrar kiralama yapmanın mümkün olduğunu dile getiren Babacan, ''Burada en önemli konu vergi engeliydi, çünkü özellikle gayrimenkulde iki kere tapu harcı doğuyordu. Biz bunun tapu harcını ipotek tapu harcına indirdik o kanunla beraber'' diye konuştu.
   
''5084 artık bitti''
   
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, 5084 sayılı Teşvik Yasası'nın artık bittiğini, çünkü bunun, yatırım teşvik ruhuna uygun olmadığını ifade etti.

Şimdi ise yeni bir çalışma olduğuna işaret eden Babacan, şöyle devam etti:

''Çalışma Bakanlığımızla beraber bir istihdam teşvik paketi hazırlıyoruz. Yani 5084'ün özellikle o sosyal güvenlik primleriyle ilgili artılarını, işverene faydalarını 5084 kapsamında değil, yatırımı teşvik kapsamında değil, istihdamı teşvik kapsamında getireceğiz ama hangi iller, nasıl olur, hangi kurallara göre olur- Bunlar çalışılıyor.''
   
''Çok geniş bir kredi sicili oluşacak''
   
Babacan, çek sicillerinin görülebilmesi çalışmaları hakkında da bilgi verdi ve şöyle konuştu:

''Türkiye Bankalar Birliği nihayet, nihayet diyorum, çünkü bize Mart'ta Nisan'da bitiririz diye söz vermişlerdi, Ocak ayına geldik. Nihayet bunun bilgisayar altyapısını hazırladılar, TOBB ile birlikte çalıştılar. Sonuçta geldiğimiz nokta şu; çeki alacağınız kişinin pozitif ve negatif sicilini artık internet üzerinden veya akıllı telefonlar üzerinden, o kişinin de izin vermesi kaydıyla daha kolay görebileceksiniz. 2008'den bu yana pozitif siciller de toparlandı, veri tabanında bunlar var. Sadece negatif değil, pozitif sicil de görülecek. Yani ne kadar çek ödemiş adam, ne kadarı dönmüş, ne kadar seneti protesto edilmiş, bunların hepsi görülecek.

Sistem tam bir otursun, Ocak'ın 15'i gibi ayrıca bir tanıtım yapacağız. Çünkü iş dünyamız için bambaşka bir dönem başlayacak. Biz kanunla onlara şu yetkiyi de verdik. Mesela cep telefonu faturaları veya elektrik faturaları ya da bankalardan konut kredileri, kredi kartı ödemeleri... Yani bir vatandaşın borçlanıp ödediğiyle alakalı ne var ne yoksa o kredi sicilinde yer alacak. Nihai amacımız o. Mesela senetlerde sadece protestolu senetleri görüyorduk, şimdi ödenen senet bilgilerini de alacağız. Ödenen senetler de görülebilecek ve bu şekilde çok geniş bir kredi sicili oluşacak. Ancak bu, tamamen vatandaşımızın kendi izniyle üçüncü bir şahsa açılabilecek.''
   
''Türkiye, ilham kaynağı haline geldi''
   
Türkiye'nin artık sadece kendi için değil, bölgesindeki tüm ülkeler için de bir ilham kaynağı haline geldiğine dikkati çeken Babacan, siyasi ve ekonomik reformlar konusunda Türkiye'nin, pek çok ülkeye destek vermeye başladığını bildirdi.

Mısır'a 2 milyar dolar, Tunus'a 500 milyon dolar, Libya'ya 200 milyon dolar, Yemen'e de 100 milyon dolar kredi verildiğini belirten Babacan, ''Bir zamanların Türkiye'si, dışardan yardım alırken artık kredi veren, yardım eden ülke pozisyonuna yükseldi'' dedi.
MÜSİAD'ın Ankara Rixos Otel'de gerçekleştirilen Genişletilmiş Başkanlar Toplantısı'na katılan Babacan, burada yaptığı konuşmada, Türk Lirası'ndaki oynaklığın, ortalamaların altında seyrettiğini söyledi.

Dünyada bu kadar dengesizliklerin olduğu bir dönemde, kurda istikrarın sağlanmasının çok kolay olmadığını dile getiren Babacan, Merkez Bankası'nın yeni para politikası modelinin, BDDK'nın da desteği ve vergi düzenlemeleriyle istikrarın sağlandığını ifade etti.

''Kurda istikrar demek, kura garanti veriyoruz diye anlaşılmasın'' diyen Babacan, kur riski konusunda ne olursa olsun herkesin çok dikkatli hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

''Nasıl olursa bu döviz yerinden oynamıyor, ben biraz daha risk alayım'' diye bir yanlışa düşülmemesi gerektiğine dikkati çeken Babacan, ''Bundan sonraki dönemin neler getireceği konusunda herkesin dikkatli olması lazım. Avrupa kaynaklı, belki Amerika kaynaklı farklı gelişmelerle her zaman karşı karşıya kalabiliriz'' dedi.
   
''Enflasyonda düşüş devam ediyor''

   
Enflasyonda düşüşün devam ettiğini dile getiren Babacan, bugün açıklanan enflasyon verisinin, son 30-40 yılın en düşük enflasyon rakamı olduğunu söyledi.

Babacan, 2012 yılındaki büyümenin, önceki iki yıl kadar yüksek olmadığını ama hem cari açıkta hem de enflasyonda çok önemli kazanımlar elde edildiğini belirterek, bundan sonraki büyüme oranlarının daha istikrarlı, daha sürdürülebilir bir zemine oturmasını sağlamış olduklarını bildirdi.
   
''Merkez Bankası negatif reel faiz uyguluyor''
   
Merkez Bankası'nın faiz politikalarına da değinen Babacan, ağırlıklı ortalama fonlama faizinin şu anda yüzde 6'nın da altında olduğunu söyledi.

Bu rakamın, diğer ülkelerle mukayese edildiğinde de Türkiye'nin, enflasyon hedeflemesi uygulayan, gelişmekte olan ülkelerle aşağı yukarı paralel bir faiz uyguladığını ancak G20'deki gelişmekte olan ülkelere göre de daha düşük faiz uygulayan ülkelerden olduğunu ifade etti.

Reel faiz oranlarına da dikkati çeken Babacan, ''Şu anda bizim Merkez Bankamız, reel olarak negatif faiz uyguluyor. Merkez Bankası'nın şu anda uyguladığı faiz, ileriye doğru beklenen enflasyonun da altında bir faiz. Zaten bu Hazine'nin borçlanma faizlerine de yansımış durumda.

Ülkelerin kamu borçlarıyla ilgili de açıklamalarda bulunan Babacan, dünyadaki bir çok ülkenin kamu borcu artarken, Türkiye'nin düştüğünü söyledi.
   
''Ortalama borçlanma faizi 2012'de 5 yıla çıktı''

   
Babacan, yurt içi borçlanma vadesinin Hazine açısından muntazam olarak yükseldiğine dikkati çekerek, 2012'de ortalama borçlanma vadesinin 5 yıla çıktığını bildirdi. Babacan, 2002 yılında bu vadenin 9 ay olduğunu da anımsattı.

Dış borçlanmada da faizler, tarihi düşük seviyelere indiğini vurgulayan Babacan, bir kaç hafta önce ihracı yapılan 2041 vadeli kağıdın ihraç faizinin yüzde 4,3 olduğunu kaydetti. Babacan, bunun Amerikan Hazinesinin borçlanma faizinin sadece yüzde 1,6 oranında üstünde olduğunu ifade etti.
   
''Bunlar güven ve istikrar göstergeleri''

   
Ülkelerin CDS primlerine de değinen Babacan, Türkiye'nin CDS priminin şu anda yüzde 1,25'e indiğini, bunun da tarihi düşük seviye olduğunu söyledi.

''Tüm bunlar güven ve istikrar göstergeleri'' diyen Babacan, faizler düşüş trendiydeyken, mevduat faizlerinin de hızla düştüğünü ifade etti.

Kredi faizlerine de bakıldığında, burada da düşüş trendinin devam ettiğini anlatan Babacan, ''Ticari kredilerde de bir süre direnç vardı ama nihayet o da kırılıyor. Tabii diyeceksiniz ki 'Yüzde 15, 20 istiyor bankalar' Ama bir banka eğer, ticari kredide yüzde 20 faiz istiyorsa, o aslında 'Ben sana kredi vermek istemiyorum' demektir'' diye konuştu.
   
''Bankacılık sisteminin sermaye yapısı son derece güçlü''
   
Bankacılık sisteminin sermaye yapısının son derece güçlü olduğunu belirten Babacan, bunun böyle yüksek kalması için de bankaları yakından izlediklerini bildirdi.

Bankaların takipteki alacaklarının da şu anda yüzde 2,9 oranında olduğunu anlatan Babacan, unun da dünya örneklerine göre çok iyi olduğunu söyledi.

Ali Babacan, halkın borçluluk oranlarının ise yüzde 19'a çıktığına işaret ederek, ''Pek çok ülkeye göre iyi durumdayız, toplam halkımızın bankalara borcu, ekonomimizin büyüklüğe göre nasıl, dünya mukayeseleri... iyiyiz ama bizim endişemiz şu oldu; Yüzde 19,4'e çok hızlı çıktık. Dolayısıyla şimdi biz bunun yavaş yavaş, kontrollü bir şekilde artmasını istiyoruz, ölçülü gitmemiz gerekiyor'' dedi.
   
''İç tüketimden de ihracattan da dengeli bir katkı bekliyoruz''
   
Orta Vadeli Program'ın (OVP) en önemli önceliklerinin ekonomik büyümeyi potansiyel seviyesine çıkarmak, istihdamı artırmak, enflasyonla mücadeleye devam etmek, cari açıktaki düşüş eğilimini devam ettirmek ve yurt içi tasarrufları artırmak olduğunu belirten Babacan, bunların, önümüzdeki 3 yılın en önemli öncelikleri olduğunu bildirdi.

Ali Babacan, 2013'te yüzde 4'lük bir büyüme öngördüklerini dile getirerek, ihracatın öngörülenin üzerinde artmasıyla bu büyüme rakamının artabileceğini söyledi.

İhracatının önünün bu anlamda açık olduğunu, ancak iç tüketime dikkat edeceklerini vurgulayan Babacan, yüzde 4'lük büyümede iç tüketimle ihracattan dengeli bir katkı beklediklerini ifade etti.

Büyüme tahminlerinin OVP'de ihtiyatlı yazıldığını belirten Babacan, ''Olumlu sürprizler olabilir ama diyelim ki Avrupa'da kimsenin beklemediği çok ciddi bir çöküş, zincirleme bir problem olursa da bu rakamları göremeyebiliriz. Yani dış etkiye çok çok bağlı, bir de bizim yine dış talipti, ihracatta ne yapacağımıza bağlı olacak büyüme oranlarımız'' diye konuştu.

Babacan, büyüme ile ilgili sorunların işsizliği artırdığını belirterek, başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere pek çok ülkede işsizlik oranlarının tarihi yüksek seviyelere çıktığını söyledi.

Bu durumun bu ülkelerdeki iç pazarın uzun süre daha toparlanmakta güçlük çekeceğini gösterdiğini anlatan Babacan, Avro Bölgesi'nde genç işsizlik oranın yüzde 23,9 olduğunu dile getirdi.

Babacan, Türkiye'nin aynı konudaki ortalamasının yüzde 15,2 olduğuna dikkati çekti.
   
''Güven olmayınca ekonominin toparlanması zor''
   
Güven endeksleri konusunda da değerlendirmelerde bulunan Babacan, dünyada krizden sonra sanayi ve tüketici güven endekslerinin bir süre toparlandığını, 2011 yılının başından itibaren ise yeniden düşüşe geçtiğini ifade etti.

''Güven oluşmayınca ekonomide toparlanma çok çok zor'' diyen Babacan, küresel büyüme tahminlerinin de son bir yılda aşağı yönlü revize edildiğini hatırlattı.

Babacan, ''Dünyanın genelinde büyüme rakamları aşağı yönlü revize edilmiş durumda'' dedi.

Büyüme beklentilerinin gelişmekte olan ülkeler de düştüğünü belirten Babacan, gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme hızının düşmesinin en önemli sebebinin ihracattaki zayıflıklar olduğuna işaret etti.

Babacan, Türkiye'nin de son 6 aydaki ihracat artış hızının düşmesine karşın iyi bir durumda olduğunu kaydetti.
   
2030'da çalışan nüfus tehlikesi

   
Avrupa'nın en önemli sorununun nüfus olduğunu dile getiren Babacan, Avrupa'nın tümünde çalışan nüfusun kademeli olarak düşeceğini ifade etti.

Türkiye açısından bakıldığında ise 2030-2035 yıllarına kadar çalışan nüfusun artacağına işaret eden Babacan, ''Ama ondan sonra tehlike başlıyor. Zaten Sayın Başbakanımızın 'en az üç çocuk' demesinin arkasındaki bilimsel gerçek bu'' diye konuştu.
   
''Krizin etkisini az hissettik''

   
Türkiye'nin, küresel krizin etkilerini oldukça az hissettiğine dikkati çeken Babacan, şunları söyledi:

''Özellikle 2002 yılından bu yana Türkiye'de sağlamış olduğumuz siyasi istikrar, güçlü siyasi irade belki de bunun arkasındaki en önemli sebeplerden. Öte yandan 2008-2009 öncesinde uyguladığımız politikalar, Türkiye'deki mali disiplin, enflasyonu tek haneye indirmiş olmamız, kamu maliyesi, bankacılık, sosyal güvenlik, sağlık reformları. Bütün bunlar, bizim ekonomik büyümemizi güçlendirdi.''

Kriz yaşayan ülkelere bakıldığında sorunun temelinde bankacılık ve kamu maliyesi olduğunu belirten Babacan, Her iki alanda da Türkiye'nin kendisini güçlendirerek krizden az etkilendiğini vurguladı.
   
''2009'da bambaşka bir yol izledik''

   
Babacan, 2009 yılında Avrupa'nın pek çok ülkesinin liderlerinin krizden çıkış yolu olarak vergileri düşürme ve daha fazla kamu parası harcamayı gördüğüne işaret ederek, ''Düz mantıkla baktığımızda doğru gibi görünüyor. İyi ama o devletin zaten borcu yüksekse, zaten kamu borcu, piyasalar için bir risk kaynağı olarak görülüyorsa, daha fazla para harcayarak borcu daha da artırıyorsanız güven unsurunu ihmal etmiş oluyorsunuz'' ifadesini kullandı.

Türkiye'nin tam o dönemde bambaşka bir yol izlediğini anlatan Babacan, 2012 yılının 2009 yılındaki Orta Vadeli Program'ın son yılı olduğunu hatırlatarak, koydukları hedeflerden daha iyi bir şekilde söz konusu dönemi kapattıklarını belirtti.
   
İşsizlik ve istihdam

   
İstihdam konusunda da konuşan Babacan, 2009 yılından bu yana 4 milyon kişilik ilave istihdam sağladıklarını söyledi.

İstihdam artışı açısından da Türkiye'nin birçok ülkeden ileri olduğunu dile getiren Babacan, Türkiye'nin Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) üyesi ülkeler arasında işsizlik oranının en hızlı düştüğü ülke konumunda bulunduğuna dikkati çekti.

''Petrol ve doğalgazımız olsaydı...''
   
Babacan, Türkiye ekonomisi açısından en önemli konulardan bir tanesinin cari açık olduğunu kaydederek, 2011 yılında cari açığın yüzde 10 gibi tarihi yüksek bir seviyeye ulaştığını dile getirdi.

Bu oranın aynı zamanda dünya ülkeleri arasındaki en yüksek oran olduğuna işaret eden Babacan, 2010 ve 2011 yıllarındaki yüksek büyümeye karşın cari açığın da çok büyüdüğünü söyledi.

Babacan, cari açığın en önemli nedeninin enerji ithalatı olduğuna vurgu yaparak, miktar olarak ihtiyacın arttığını ve petrolün varil fiyatının da 110-120 dolar seviyelerine yükseldiğini ifade etti.

Türkiye'nin enerji dışı cari açık konusunda artıya geçtiğini hatırlatan Babacan, ''Bu şu demek- Türkiye'nin sadece kendine yetecek kadar petrolü, sadece kendine yetecek kadar doğalgazı olsaydı, Türkiye bugün cari fazla veren bir ülke olacaktı'' diye konuştu.

Türkiye’nin tanıtımı için yeni müşavirlikler

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Dışişleri Bakanlığı'nın büyükelçilik sayısını artırması gibi tanıtım müşavirliklerinin sayısı artırmaya başladıklarını belirtti.
Ertuğrul Günay, Diplomasi Muhabirleri Derneği (DMD) üyeleriyle Ankara Cer Modern'de bir araya gelerek, gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı.

Günay, Türkiye'den yurt dışına kaçırılan tarihi eserlerin son yıllarda ait oldukları yerlere geri getirilmesi için geçmişte kamusal dikkatin gösterilmediğini belirterek, bu eserleri yurt dışında gördüğünde çok üzüldüğünü söyledi. Günay, bu eserleri yurt dışındaki müzelerde gördüğünde neler hissettiğini şöyle anlattı:

"(Haykırsam deli derler, ağlasam kimse bilmez niçin ağladığımı) Hasan Hüseyin Korkmazgil'in bu mısraları içimden bir isyan gibi yükseliyor. Ne zaman British Museum'a, Berlin Müzesi'ne, Louvre'a gitsem, orada bağırsam 'bu adam niye bağırıyor' diyecekler. Haykırsam 'deli' derler. Ağlasam kimse bilmez niçin ağladığımı. Tam duygularımı anlatıyor. İçimden göz yaşları döküyorum. Ağlasam, koca Türkiye Cumhuriyeti'nin bakanıyım. Ağlamak bir çaresizlik yurt dışında. Yapmam ama içimden isyan yükseliyor."
    
''Mevzuat el vermiyor''
    
Günay, bu eserlerin iadesiyle ilgili hukukun, uluslararası mevzuatın Avrupa tarafından oluşturulduğunu, bu nedenle eserleri istemeye bu mevzuatın el vermediğini ifade etti. Günay, Türkiye'den yasadışı yollarla çıkarılan eserleri istediklerini belirterek, Boğazköy Sfenksi'ni örnek verdi. Günay, kararlı bir süreç takip sonucu sfenksi aldıklarını hatırlatarak, "Onu Çorum'daki müzede tutmadık. Hattuşa'ya götürdük. Çünkü ben onların da canı olduğuna inanıyorum" dedi.
 
Günay, tarihi eserleri ait oldukları yerlere geri götürmek için yürütülen çalışmaların bir politika haline gelmesinden Avrupa'nın çok rahatsız olduğunu ifade ederek, "Doğu Avrupa'nın ve Ön Asya'nın, bunu ortak bir politika haline getirmesinden batı müzeleri çok rahatsız oluyor çünkü bu tür eserleri çok var" dedi.

Türkiye'nin bu tür eserleri getirmek için çok fazla para harcadığı eleştirilerine yanıt veren Günay, "Elmalı hazinelerinin Türkiye'ye getirilmesi için çok önemli, 2-3 milyon dolar civarında avukatlık ücretleri ödenmiş. Sonra mahkeme, 'bir safhada siz vazgeçin bizde bu içtihat oluşmasın' diye... Orada aslında Türkiye bir yanlışlık yapmış bence çünkü bir mahkeme kararı çıkabilirdi ve o mahkeme kararı emsal olurdu, fakat orada Amerikan Metropolitan Müzesi akıllı davranmış. Orada biz davadan vazgeçmişiz milyon dolarlar ödemişken ve anlaşma yoluyla vermiş gibi yapmışlar. Halbuki davayı kazanıyoruz" dedi.

Günay, son zamanlarda çok önemli eserlerin getirilmesinde "bir tek kuruşun kimseye ödenmediğini" söyledi ve son dönemde yaptıkları çalışmalar sonucunda "kanatlı denizatı broşu"nun da ocak ya da şubat ayı içinde Türkiye'ye getirileceğini belirtti.

Günay, yurt dışına götürülen binlerce eser olduğunu, bunların en çok Almanya'da bulunduğunu kaydetti.

Türkiye'nin tarihi eserleri almak için Avrupa'daki müzelere karşı izlediği politikanın bazı büyük müzeler tarafından "şantaj" olarak nitelendirildiği eleştirisini cevaplayan Günay, Türkiye'de yerli ve yabancı bilim adamlarının kazı yaptıklarını ancak bazı kazı heyetlerinin kazılara yeteri kadar kaynak, zaman ve ilgi ayırmadığını söyledi.

Günay, "Japonlar, 20 yıldır çalıştıkları Kaman'da bir müze yaptılar ama 100 yıldır çalışılan Bergama'da bir kızıl kule sadece restore edildi. O da bizim zorlamamızla. Başka bir restorasyon yok. Milet'te yok, Efes'te yeni yeni başladı. Bizim topraklarımızda çalışılırken bunların korunması, bunların görselliğinin de ortaya çıkarılması konusunda bir talebimiz olamaz mı-" diye konuştu. Günay, Türkiye'nin bu tavrından kazılara yeteri kadar kaynak ve ilgi ayırmayanların rahatsız olmaya başladığını söyledi.

Her objeyi almak için bir zorlama içine girmediklerini aktaran Günay, Noel Baba'nın kemiklerinin İtalya'dan istenip istenmeyeceği konusunda, bunun hukuki bir zemini olmadığını söyledi. Günay, "Noel Baba'nın kemiklerini istesem ne olacak. Bunu ben söylerim de İtalya'da. En azından şu faydası olur. Alamam belki. Ben tabii alamayacağım bir hamle yapmak istemiyorum ama İtalya kamuoyunda birçok insan bu vesileyle Noel Baba'nın Demreli olduğunu öğrenir" dedi.
    
Şeker Portakalı, Fareler ve İnsanlar
    
Günay, "Şeker Portakalı" ve "Fareler ve İnsanlar" isimli kitapların İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü Kitapları İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tarafından sakıncalı bulunduğu iddiasına ilişkinse, "Bereket versin ki bizim bakanlığımızdan kaynaklanmış bir olumsuz haber değil" dedi.

İlgili bakanlığın konuyu inceleyerek kamuoyunu ve kendisini rahatlatacak bir açıklama yapmasını beklediğini ifade eden Günay, "Türkiye'de 2012 yılında Şeker Portakalı'nı, Fareler ve İnsanlar'ı, Steinback'i, Yunus Emre'yi hizaya sokmaya çalışan bir anlayışta bir takım kafaların olması, eğer gerçekse bu olaylar, vahimdir. Bunları hiçbir biçimde kabul etmem mümkün değildir" dedi.

Yunus Emre'nin şiirlerinin sansürlendiği iddiaları konusunda ise Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ile görüştüğünü kaydeden Günay, "Milli Eğitim Bakanı, 'bazı kıtaları atmışlar, bir kasıt yok' dedi. Bence şimdiye kadar nasıl okumaya alışmışsak öyle okumaya devam edelim ve Yunus Emre'nin sözlerini düzeltmeye, hizaya sokmaya kimse kalkışmasın" dedi.
    
Muhteşem Yüzyıl
    
Muhteşem Yüzyıl dizisi ile ilgili görüşleri sorulan Ertuğrul Günay, Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan arasındaki ilişkinin kendisi için uluslararası bir sinema konusu olduğunu, dizi gündeme geldiğinde "Eyvah, galiba hayallerim yok olacak" dediğini aktardı.

"Shakespeare okuyoruz ama çoğu kurgu. Bu bir kurgu değil. Bu aynıyla vaki. Bu vahim, acı, trajik bir gerçek. Bundan Kraliçe Margot filmini düşünün, o çaptan daha büyük bir uluslararası sinema filmi olabilirdi" diyen Günay, "Ben inanılmaz bir tragedya görüyorum Kanuni ile Hürrem ilişkisinde. Bu bir uluslararası yapım olarak dünyayı sarsabilirdi" şeklinde konuştu.

Dizinin birçok ülkede izlendiğini, Türkiye'nin tanıtımına yapmış olduğu katkıyı inkar etmediğini kaydeden Günay, "Dizinin biraz daha özen istediğini, Başbakan'ın eleştirileri olmadan önce, geçen yıldan beri söyleyegeldim. Keşke o dikkat gösterilmiş olsaydı. Biraz çalakalem buldum" dedi.

Günay, dizinin başrol oyuncularını Türkiye'nin tanıtımı için yurt dışına götürebileceklerini belirtti.

Türkiye'de yıllardan beri Atatürk'ün hayatını anlatan bir film çalışmasına ilişkin haberlerin yapıldığı hatırlatılan Günay, "Ben ısmarlama yapımlardan iyi bir şey çıkacağına inanmıyorum" dedi.
    
Türkiye'nin tanıtımı için yeni müşavirlikler
    
Türkiye'nin tanıtım kampanyaları için yeni dönemin Ocak ayında başladığını kaydeden Günay, 100 milyon doların üzerinde bütçe ayırdıklarını söyledi. Günay, Dışişleri Bakanlığı'nın büyükelçilik sayısını artırması gibi tanıtım müşavirliklerinin sayısı artırmaya başladıklarını belirterek, St. Petersburg, Şangay, Avustralya, Kanada, Sao Paolo, Tunus ve Atina'da müşavirlik açacaklarını dile getirdi.

Günay, Atatürk'ün Selanik'te doğduğu ev ile Atatürk'ün Makedonya'daki "baba evinin" restorasyonlarının tamamlanmak üzere olduğunu, yakında ziyarete açılacaklarını söyledi.

Günay, son James Bond filminde İstanbul'un gösteriliş şekliyle ilgili eleştiriler için "Batı'nın bir doğu algısı var. Genellikle onu kullanmaya çalışıyorlar. İstanbul'un güzelliklerini ya görmüyorlar, ya görmek istemiyorlar. Ben filmi görmedim ama James Bond 50. yıl filmi İstanbul'dan başlama önerisi gelince biz bunu reddedemezdik" dedi.

Günay, "Ama şunu da kabul edelim. Biz tarihi yarımadayı hala çok da mükemmel hale getirebilmiş değiliz" diye konuştu.
    
Yunanistan'a öneri
    
Yunanistan'a birçok konuda ortak çalışma teklif eden Günay, iki ülkenin Ege'de turizm konusunda işbirliği yapabileceğini söyledi. "Çin'den, Hindistan'dan, ABD'den gelenler hem Türkiye'yi hem Yunanistan'ı beraber görsünler diye her türlü girişime açığız. Ben Yunanistan Turizm Bakanına 'İzmir Expo'yu Ege'nin ortak bir projesi haline getirelim' dedim. 'İyi fikir, hükümetimle paylaşacağım' dedi. Ege'yi biz Yunanistan'ın ve Türkiye'nin hatta Bulgaristan'ı da katarak çok önemli dünya destinasyonu yapabiliriz" diye konuştu.
    
"Killing Them Softly" eleştirisi

Günay, geçtiğimiz günlerde Brad Pitt'in başrolde olduğu "Killing Them Softly" filmini sinemada izlediğini belirterek, gazetecilere filme gitmemeleri tavsiyesinde bulundu.

Günay, "Ben salondan çıkmayı düşündüm. İğrenç. Ben bu kadar yüz kızartıcı diyalog hayatımda duymadım ve duymak istemem. 13+ imiş, '18+ yapın veya elinizden geliyorsa kaldırın bu filmi' dedim. Dedim bunu, Türkiye'nin önünde söylüyorum. İtiraz eden çıksın konuşalım. Ben böyle bir şeye destek olamam. Olmaz böyle bir şey. İnsan eşiyle seyrederken rahatsız olur mu, bırakın çocuğuyla, arkadaşıyla, yakınıyla, sevdiğiyle. Sanat fiilen bu değil. Yapan yapsın, ben almam" dedi.

Firmaların yüzde 71’i büyüme arzusunda

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Firmaların yüzde 71'nin büyüme arzusu olduğuna dikkati çekti.

Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı adına gerçekleştirilen Türkiye'nin İnsan Kaynağının Belirlenmesi'' başlıklı projenin sonuç raporunun tanıtımı amacıyla basın toplantısı düzenlendi.

Toplantıda konuşan Ergün, raporun insan kaynağı ile ilgili tüm paydaşlara yardımcı olacağını belirterek, sanayi strateji belgesinin önemli unsurlarından bir tanesinin ''insan kaynakları'' olduğunu, bu sebeple böyle bir rapor hazırlatmaya ihtiyaç duyduklarını söyledi.

Ergün, bazı bölgelerde nitelikli çalışanın yanı sıra, niteliksiz çalışan bile bulamayan sanayi kuruluşlarının bulunduğuna işaret ederek, bu sebeple de konuyu gözden geçirmek için raporu hazırlattıklarını dile getirdi.

Türkiye'nin 800 milyar doların üzerinde üretim yapan bir ülke durumuna geldiğini belirten Ergün, bu dinamizmi daha ilerilere taşımak ve orta gelir seviyesinden, üst gelir seviyesine geçmek gerektiğinin altını çizdi.

Ergün, bunu, alelade ürünlerle değil, yüksek teknoloji ile üretilen ürünlerle yapabileceklerini ifade ederek, ''Türkiye üretimde yüzde 70'ler seviyesinde orta teknoloji seviyesine odaklandı. Gelir seviyesinde orta seviyede olduğumuz gibi teknolojide de orta seviyedeyiz. İleri teknolojik ürünlerin üretim içerisindeki payı henüz yüzde 5'ler seviyesinde. Bunu da önümüzdeki süreçte yüzde 25'ler seviyesine çıkarmamız gerekiyor. Buna göre de bir insan kaynağı yapısına sahip olmak lazım. Çok önemli reformlar yaptı, Türkiye hukuk ve demokrasi alanında da. Ama bütün bunlar bizi orta demokrasi, orta hukuk devleti seviyesine getirdi'' diye konuştu.

Bakan Ergün, sanayi işletmelerini dolaştıklarında Bakanlık'tan taleplerini öğrendiklerini belirterek, bu talepler için bir takım adımlar attıklarını söyledi.

Eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması için yapılan çalışmalarda yer aldıklarını dile getiren Ergün, Milli Eğitim Bakanlığı ile yapılan protokolle Organize Sanayi Bölgesi içerisinde Meslek Lisesi kurma dönemini başlattıklarını hatırlattı.

Ergün, Türkiye'nin sosyal devlet olma özelliğinin 10 yıl içerisinde boyutlara ulaştığını kaydederek, şöyle konuştu:

''Bu sosyal devlet boyutlarının insanlarda çalışma azmini ve iradesini zayıflatıp zayıflatmadığını sorgulamaya başladık. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızla da bu konuyu Ekonomi Koordinasyon Kurulu'nda masaya yatırdık. Çünkü bazı sosyal yardım kalemleri asgari ücretin iki katı kadar insanların sosyal yardım almasına imkan veriyor. Asgari ücretle çalışan bir insan çalıştığı için sosyal yardımlardan yararlanamazken, çalışmayan bir insanın evine asgari ücretin iki katı kadar kaynak girebiliyor. Sosyal yardım, sosyal yardım olmanın dışına çıkıyor ve insanların üzerinde bir uyuşturucu etkisi yapmaya başlıyor. Halbuki sosyal yardımların tedavi edici olması gerekir. Sosyal yardımlar uyuşturucu etkisi yapmaya başladığı zaman, onu gözden geçirmek gerekir. Biz de şimdi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile birlikte bunu gözden geçiriyoruz. Gerçekten bizim çalışma azmimizi ve irademizi zayıflatan bir noktada mı sosyal yardımlar, böyle işaretler var çünkü. Bu araştırma da bu işaretleri bir kere daha önümüze koymuş bulunuyor.''
   
YÖK Kanunu, Ekonomi Koordinasyon Kurulu'nda da ele alınacak
   
Bakan Ergün, Yüksek Öğretim Kanunu'nda değişiklik yapılacağını hatırlatarak, Ekonomi Koordinasyon Kurulu'nda YÖK Kanunu'nu piyasaya duyarlı bir eğitim verilip verilmediği konusunda bir değerlendirmeye tutacaklarını söyledi.

Üniversitede açılan bazı meslek gruplarının piyasada karşılığı olmadığını belirterek, bu konularda üniversite eğitiminin de gözden geçirilmesi gerektiğini vurguladı.

Nüfusun gençliğinin korunması gerektiğinin altını çizen Ergün, bunun niteliğinin de artırılması gerektiğini bildirdi.

Ergün, insanların piyasada yeni oluşan işlere uygun nitelikte yetiştirilmesi gerektiğine işaret ederek, ''Pastaneciler bile sorun yaşıyorlar. Garsonluk yapacak çok sayıda insan başvuruyor, pasta yapacak adam başvurmuyor'' dedi.
   
''İşletmelerin bebek ölümlerinden kurtulması lazım''

   
Firmaların yüzde 71'nin büyüme arzusu olduğuna dikkati çeken Ergün, ama bu şirketlerin büyük çoğunluğunun nitelikli çalışan bulamayacağını düşündüğü için işini büyütmek istemediğini söyledi.

Ergün, firmaların insan kaynağı konusunda bir kurumsallaşma içerisinde olmadıklarını belirterek, firmaların eş dost tavsiyesiyle işe alım yaptıklarını ve personel ihtiyacını tam olarak belirleyemediklerini ifade etti.

Önceki yıllarda bebek ve anne ölümlerinin çok olduğunu ancak, sağlık hizmetleri geliştikçe bu sorunların azaldığını örnek veren Ergün, ''İşletmelerin bebek ölümlerinden kurtulması lazım. Bebekken ölüyor işletmeler. Girişimcilik eğitimleri ile bunu aşmaya çalışıyoruz. Anne ölümleri çok. İşletmelerin ortakları kısa zamanda biraz para kazanınca hemen yat alalım, kat alalım... Sermaye olarak onu tutacağına sermayesini başka yerlere transfer ediyor. Anne ölümünden gidiyor işletme. Küçük hastalıklardan ölüyor. Ufak bir ekonomik problem oluyor fazla stokla çalışıyor ya da mali krizi nasıl aşacağını bilmiyor, işletme bilgisizlik yüzünden ölüyor'' diye konuştu.
   
''Devletin sözleşme sistemine geçmemiş olması bir eksik''
   
Bakan Ergün, konuşmasının ardından bir soru üzerine devletin Sözleşme sistemine geçmemiş olmasının bir eksik olduğunu vurgulayarak, ''Bir kişi devlette çalışmaya başladığında işini doğru düzgün yapmadığı için 'kusura bakma arkadaş' diyecek bir mekanizması yok devletin'' dedi.

Başka bir soru üzerine de Ergün, Türkiye'nin teknoloji, gelir seviyesi ve demokraside orta seviyeye gelmede çok başarılı olduğunu belirterek, ''Önemli olan burada ne kadar duracağımız. Patinaj mı yapacağız yoksa gaza mı basacağız'' ifadesini kullandı.

Patinaj yapmadan gitmek için işletmeleri reforme ettiklerini dile getiren Ergün, bunun için sektörlere özel strateji belgeleri hazırladıklarını, elektrik elektronik sektörünün strateji belgesinin hazır olduğunu ve kamuoyuyla paylaşacaklarını kaydetti.

Soruları yanıtladı

Bakan Ergün, ''Türkiye'nin İnsan Kaynağının Belirlenmesi'' projesinin sonuç raporunun tanıtımı toplantısı sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Eski genelkurmay başkanlarından emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'nın ifadeye çağrılması ile ilgili soru üzerine Bakan Ergün, 28 Şubat soruşturması çerçevesinde böyle bir gelişmenin yaşandığını söyledi.

''Son zamanlarda kamuoyundaki konuşmalara, yazılanlara, çizilenlere, Çevik Bir'in mahkemedeki beyanlara bakarsak böyle bir gelişme sanki beklenen bir gelişmeydi'' diyen Ergün, Türkiye'de eğer bir dönemde yanlış iş olduysa ve bunlar savcılıklar tarafından tespit edildiyse, bir yargı konusu haline geldiyse bu konuyla ilgili kamuoyunun kafasında şüphe kalmayacak şekilde her şeyin aydınlanması ve herkesin bu işlerin aydınlanmasına katkı sağlaması gerektiğini düşündüğünü söyledi.

Ergün, konuyla ilgili şunları söyledi:

''Amacımız herkesi suçlamak, herkesi suçlu haline getirmek de olmamalı ama bu işlerin, bu yanlış dönemlerin içinde bulunan bütün taraflar yargı önünde bu işlerin aydınlanması için gerekeni yapmalılar. Sanırım bu çerçevede bir gelişme olarak değerlendirmek lazım.

Yani Türkiye'nin normalleşmesine de işaret eden gelişmeler bunlar. Eskiden Türkiye'de bir genelkurmay başkanının ne tanık sıfatıyla ne de sanık sıfatıyla mahkemeler önüne asla çıkmayacağı, çıkamayacağı düşünülüyordu, varsayılıyordu. Ama bunların olmadığını gördük. Bazı genelkurmay başkanları tanık sıfatıyla geldiler, mahkemelerde ifade verdiler. Kendi bildiklerini konuyla ilgili anlattılar. Meclis komisyonuna geldiler, ifade verdiler. Bir kısım kişiler de sanık sıfatıyla aynı şeyleri yaşadılar. Umarız konular aydınlanır, adalet tecelli eder. Yanlışlar yapanın yanına kar kalmaz. Yanlış yapmamış olanlar haksız yere bu işlerin ithamı altında kalmazlar. Yargı sürecine hepimizin katkı vermesinin, destek vermesinin daha doğru olacağını düşünüyorum.''

Afşin-Elbistan’a yeni santral

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Afşin-Elbistan'da linyit kömürü madenciliği ve elektrik üretimiyle ilgili yeni santral kurulacağını söyledi.

Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında ''Afşin-Elbistan Bölgesinde Linyit Kömürü Madenciliği ve Elektrik Üretimi Alanında İşbirliğine Dair Hükümetlerarası Anlaşma'' imzalandı.

İşbirliği Anlaşması için JW Marriott Otel'de düzenlenen törene, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, BAE Enerji Bakanı Mohamed Bin Dhaen Al Hamlı, EÜAŞ Genel Müdürü Halil Alış, BAE Enerji Şirketi TAQA Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Abdulla Saif Al-Nuaimi ve ilgililer katıldı.

Taraflar arasında imzalanan anlaşmanın hayata geçmesiyle bölgede toplam 10-12 milyar dolarlık yatırımın yapılması planlanıyor. Bu yatırımlarla bölgeden toplam 85 milyon ton/yıl kömür, karşılığında da 45 milyar kWh/yıl enerji üretilecek. Proje sayesinde yaklaşık 15 bin kişi istihdam edilecekken, işletme döneminde ise yaklaşık 8 bin 500 civarında doğrudan istihdam sağlanacak.

Yeni yapacağımız santraller var

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, yerli kömürde ileri ki 11 yıl içinde 18 bin MW'lar seviyesindeki güce ulaşılmak istendiğini belirterek, ''Yeni yapacağımız santraller var. Bunun en büyüğü Afşin-Elbistan'da olacak. Temiz ve nezih bir çalışma yapacağız. Dikkatli bir çalışma yapacağız. Yerli kömürümüzü ülkemize kazandırmış olacağız'' dedi.

Bakan Yıldız, Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında ''Afşin-Elbistan Bölgesinde Linyit Kömürü Madenciliği ve Elektrik Üretimi Alanında İşbirliğine Dair Hükümetlerarası Anlaşma''nın JW Marriott Otel'deki imza törenine katıldı.

Dünyada petrol ve doğalgazın fiyatının artmasıyla beraber kömüre rağbetin azaltmadığını ifade eden Yıldız, şöyle konuştu:

''Her ne kadar iklim değişikliğiyle alakalı bir takım tedbirler alınmış olsa da, kömür bizim çevreye rağmen değil, çevreyle beraber yapacağımız projelerin arasına almış bulunuyoruz. Çünkü çevre bizim için son derece önemli. Özellikle Afşin Elbistan'da oradaki vatandaşlarımıza imtina göstereceğimizi bilmenizi isterim. Türkiye'nin kömür üretimi de kömür tüketimi de geçtiğimiz yıl yüzde 5,1 düzeyinde, Türkiye'deki elektrik kurulu gücü ise yüzde 8'ler civarında arttı.''

Enerji sektörünün Türkiye ekonomisinin büyüme hızından daha hızlı büyümesi gerektiğini vurgulayan Yıldız, ''Bunun çevreyi kirletmeden bunun yapılması gerekir. Yerli ve yenilenebilir kaynaklara mutlaka önem vermemiz gerekiyor. Yerli kömürde önümüzdeki 11 yıl içinde 18 bin MW'lar seviyesindeki güce çıkmamız gerekiyor. Yeni yapacağımız santraller var, bunun en büyüğü Afşin-Elbistan'da oluyor. Türkiye'deki linyitlerin yaklaşık yüzde 40'ı bu havzada bulunuyor. Temiz ve nezih bir çalışma yapacağız. Dikkatli bir çalışma yapacağız. Yerli kömürümüzü ülkemize kazandırmış olacağız. Tabi iş bununla bitmiyor. Yerli ve yenilenebilir kaynakları da ekonomimize kazandırmış olacağız. Havzada, B, C, D, E ve G sahalarında yeni santrallerinin inşa edilmesi, işletilmesi, rehabilitasyonu, ve yeni kömür sahalarının geliştirilmesini planlıyoruz'' dedi.

Bakan Yıldız, BAE ile enerji verimliliği ve enerji tasarrufu konusunda da işbirliği yapabilecekleri konuların olduğunu belirterek, bu konuda somut adımların atılacağına inandığını sözlerine ekledi.
 
''Kırmızı çizgilere riayet edenin şansı daha çok''
 
Konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakan Yıldız, Kuzey Irak'tan Türkiye'ye petrol akışının devam edip etmediğiyle ilgili bir soruya, ''Türkiye'nin hiç bir projeye kayıtsız kalması düşünülemez. Basra Bölgesi'nde Irak'ın Güneyi'nde de aldığımız projeler var. Irak'tan gelen petrol sevkıyatı devam ediyor. Buna biz karar vermiyoruz. Iraklı kardeşlerimiz karar veriyor'' yanıtını verdi.

Sinop'ta yapılması planlanan nükleer santralin Güney Kore'ye verilmesi halinde BAE'nin projeye ortaklığının söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine ise Yıldız, Türkiye'nin projeye hazine garantisi verilmemesinin de aralarında olduğu kırmızı çizgilerinin bulunduğunu söyledi.

''Kırmızı çizgilerimize riayet eden ülkelerin şansı daha çok'' diyen Yıldız, Güney Kore'nin tercih edilmesi halinde BAE'nin finansman olarak destek vereceğini söylediğini, bu konuda sürecin devam ettiğini dile getirdi.