Doğu ve Güneydoğu’daki yatırımlar için sıfır vergi ve faizin yarısını devletin ödemesi gibi teşvikler geliyor.
Hükümetin hazırlıklarını sürdürdüğü yeni teşvik paketinde, "beşinci bölge" ayarı yapıldı. Türkiye, 5 teşvik bölgesine ayrılacak.
100'DE 100 VERGİ MUAFİYETİ
Beşinci bölge, Doğu ve Güneydoğu illerini kapsama alan "az gelişmişlik" ölçüsüne göre belirlenecek. Bu bölgedeki illere yüzde 100'e varan vergi muafiyeti ve yatırım kredi faizlerinin yarısını devletin ödemesi gibi "özel" teşvikler uygulanacak.
Hürriyet'in haberine göre, Ekonomik Koordinasyon Kurulu bakanlarının çalışmalarını son aşamaya getirdiği pakette, "stratejik ve teknolojik" sektörlere yönelik yeni teşviklerin yanısıra, az gelişmiş bölge desteklerine de yeni unsurlar eklendi.
EMEK AĞIRLIKLI YATIRIMLAR
"Beşinci bölge" olarak adlandırılan az gelişmiş iller sepetinde, teknoloji değil, emek ağırlıklı yatırımlar "özel" teşviklerden yararlanacak. Yatırımlara yüzde 100 vergi muafiyeti sağlanacak. Sigorta prim desteği de diğer bölgelerden farklı olacak. Diğer bölgelerde bu desteğin süresi 2-3 yıl, 5'inci bölgede 9-10 yıla kadar çıkacak. Bedelsiz arazi verilecek. Devlet, bu bölgede yatırımlar için kullanılan kredi faizinin yüzde 50'sini üstlenecek.
İlgili bakanlar, dünyada kriz devam ederken, Türkiye'nin yatırımları olabildiğince kendisine çekmesinin alt yapısını hazırladığını belirterek, şöyle dediler: "Türkiye bir anlamda uluslararası yatırımcılar için fırsat sunan bir ülke olacak. Normal ilerleme yetmez. Sıçrama yapacaklar sektörlerin ön planda olması lazım. Teknolojik ürünler, yüksek katma değerli ürünler gibi alanlara yoğun teşvik verilecek. Bu paket, Türkiye'ye yeni yatırımcıyı çekmenin yanısıra, Doğu ve Güneydoğu'da emek yoğun sektörlerde atılım olmasını amaçlıyor. Çünkü prim yok, vergi yok, arsa bedava, kredi faizinin önemli bir bölümünü devlet ödeyecek. Tüm bunlar yatırımları cazip hale getirir. Teknolojik yatırımlar beşinci bölgede olmaz ama, emek yoğun sektörler, bu bölgede yatırım yapar. Çünkü asgari ücret, büyükşehirlerde yaşayan biri için yetersiz, bu illerde oldukça önemli. Bu tür yatırımlar, Hindistan ve Mısır gibi ülkelere gideceğine bize gelsin."
Kaynak/www.akdenizhaberci.com
is adamları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
is adamları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Ocak 2012 Pazartesi
22 Aralık 2011 Perşembe
Yılı en iyi bilançoyla kapatacak sektörler
Karlılıkta performans olarak sanayi hisseleri öne çıkacak
Haber : Gözde Yeniova / 04.12.2011
2011 yılı dokuz aylık dönemde şirketlerin net kârı İMKB’de bankacılık sektöründe yüzde 7, diğer sektörlerde ise toplamda yüzde 23 geriledi. Söz konusu düşüşte bankaların faiz marjının daralması ve döviz borçlu şirketlerin kur zararları etkili oldu.
TL zayıf seyrini devam ettirse de, dördüncü çeyrek kur farkı giderlerinin üçüncü çeyreğe göre daha az olması bekleniyor. Bundan dolayı net kârların 2011 yılı üçüncü çeyreğe göre daha iyi ancak 2010 yılı dördüncü çeyreğe göre daha kötü olabileceği ifade ediliyor.
2012 yılında ise TL’nin daha istikrarlı olması bekleniyor. Bu paralelde büyüme yavaşlasa da kur zararları azalacağı için banka dışı sektörlerde net kârlılık olarak daha iyi performans görebiliriz. Bankacılık sektöründe ise 2011 yılı kârlılıklarının korunması beklenebilir.
Tüm bu beklentiler dahilinde önümüzdeki dönemde açıklanacak dördüncü çeyrek kârları ve 2012 yılı bilançoları tahminlerine yönelik bir araştırma yaptık. Aracı kurumlara hangi sektör ve şirketlerin kârlarıyla ön plana çıktığını sorduk. Bununla birlikte endeksin yıl sonuna kadar nasıl performans göstereceği yönündeki beklentileri aldık. Geçen 10 yıla bakıldığında İMKB’nin aralık aylarında ortalama yüzde 6.6 artış gösterdiği görülüyor. 2009 yılında 2008’e göre yüzde 16.5 yukarıda performans gösteren İMKB, 2010 yılı aralık ayında ise yüzde 1 yukarıdaydı. Bu yıl sonu beklentileri ise aşağı yönlü… Geçen yılı 66.004 seviyesinden kapatan endeksin bu yılı 56.500- 57.000 seviyelerinden kapatması bekleniyor.
Volatilite sürecek
Avrupa bölgesindeki sorunlar sürerken yeni çözüm haberleri de endeksi etkilemeye devam ediyor. Geçen hafta Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB), piyasalara dolar likiditesi sağlamak üzere Kanada, ABD, İngiltere, Japonya ve İsviçre merkez bankalarıyla anlaştıklarını bildirmesiyle piyasalar toparlandı. 9 Aralık’taki AB liderler zirvesindemali birliktelik yolunda yapısal adımların atılması ile birlikte ise endeksin yukarı yönlü harekete geçmesi bekleniyor. Şeker Yatırım yayınladığı aylık strateji raporunda Avrupa’da devam eden borç krizi nedeniyle kasım ayında gerileyen global piyasalara paralel sert bir düşüş sergileyen İMKB’nin, aralık ayında da yurt dışına paralel dalgalı seyrini sürdüreceği ifade ediliyor.
Raporda volatilitenin yüksek kalmaya devam etmesinin beklendiği belirtiliyor. Bu paralelde yatırımcıların, özellikle hisse senedi piyasalarında cazip seviyelere yaklaşan değerlemelere karşın temkinli duruşlarını korumaları öneriliyor.
Beklenti aşağı yönlü
9 Aralık’taki AB liderler zirvesinde mali birliktelik yolunda yapısal adımların atılmasıyla İMKB-100 endeksinin 56.500 seviyelerinden yılı kapatmasını beklediğini söyleyen Turkish Yatırım Araştırma Müdürü Mehmet Baki Atılal, “Eğer liderler zirvesinden yine ortak sonuç alınamazsa 51.500-52.500 bandında yılı kapatmamız sürpriz olmaz” diyor.
Gedik Yatırım Araştırma Uzmanı Serap Kaya, İMKB’nin geçmiş dönemlerde yıllık performansına bakıldığında, global ekonomik krizin yaşandığı 2008 yılı hariç yıl sonunda çoğunlukla primli geçirdiğinin görüldüğünü belirtiyor. “Ancak 2011 yılında AB ülkelerinin borç krizi ve fonlama sıkıntıları derinleşerek satışlarla karşı karşıya kalındı. 30 Kasım’da Merkez Bankaları’nın adımı sonrası gelen rahatlamanın uzun soluklu olamayacağını dikkate almak gerekirse, direnç seviyelerine yaklaştıkça kâr satışlarının da yoğunlaşması beklenebilir” ifadesinde bulunan Serap Kaya, endeksin yılbaşı seviyesinin yüzde 14 altında kalarak 56.500 seviyelerinde seyredeceğini düşünüyor.
İyi kâr performansları
İMKB’de yıl sonunda etkili olacak bir faktör de dördüncü çeyrek bilançoları olacak. Kârlılıkta sanayi sektöründe genelde olumlu bir seyir, bankacılıkta olumsuz bir seyir gözleniyor. Bu durum devam edebilir. Bunun yanında yılın dokuz ayında görece olumlu tamamlayan dayanıklı tüketim malları sektörü ile otomotiv sektöründe son çeyrekte kârlılıkta yavaşlama görülse de bu sektörler yılı olumlu bir şekilde tamamlayacaklar.
Genel itibariyle yılın ilk yarısındaki büyümenin de etkisi ile bankacılık sektörü dışında, şirketlerin kârlılık bakımından yılı yüzde 20-25 yükselişle tamamlamaları bekleniyor. A Yatırım Araştırma Müdürü Seyfullah Esen, son çeyrekte daha çok esas faaliyet kârlılığı yüksek olan ancak son bir yıllık dönemde net döviz borcu nedeniyle kârlılığı düşmüş olan şirketlerin ön plana çıkmasını bekliyor. Çünkü TCMB’nin faiz koridorunu genişletmesine bağlı olarak TL’nin tekrar değer kazanması nedeniyle sözkonusu şirketlerin kur zararı azalacak ve esas faaliyet kârlılıkları ön plana çıkacak.
Kârlılıklar üzerinde TL’nin değer kaybının durmasının etkisini gözlemleyeceğimizi söyleyen Seyfullah Esen, “Ek olarak yüksek TL bazında yüksek nakiti olan şirketler, yükselen faizlerden daha fazla gelir elde edebilecekler. Sözkonusu şirketler arasında Gübretaş ve Aselsan’ı sayabiliriz” diyor.
Öne çıkan sektörler
Metro Yatırım Menkul Değerler Kurumsal Finansman Araştırma Uzmanı İsmail Mercankaya’ya göre şirket kârlarında üçüncü çeyreğe göre bir yavaşlama beklemekle birlikte, üçüncü çeyrekte olumlu bilanço açıklayan Bagfaş, Anadolu Cam, T.Şişecam, Erdemir yine olumlu bilanço açıklayabilir.
Daha önce olumlu bilanço açıklayan otomotiv sektörü kârında yavaşlama görüleceğine dikkat çeken İsmail Mercankaya, “Ayrıca son çeyrekte dolar kurundan kaynaklanan bilançolardaki oynaklık azalacak. Banka kârlarında ise yıllık bazda üçüncü çeyrektekine paralel bir düşüş görülebilir” diyor.
5 favori sektör
Mehmet Baki Atılal ise beyaz eşya, çimento, cam, bilişim ve madencilik sektöründen şirketlerin ön plana çıkmasını bekliyor. Atılal; Arçelik, Vestel, Akçansa, Bolu Çimento, Soda Sanayii, Anadolu Cam, Aselsan, Erbosan, Tav Havalimanları Holding, Burçelik Vana, gibi sanayi şirketlerinin ve bankalardan da Halkbank ile Garanti Bankası’nın iyi performansını bekliyor.
Serap Kaya’ya göre de gübre sektörü, çimento, tekstil, kağıt-ambalaj, dayanıklı tüketim malları, madencilik sektörleri faaliyetleri açısından 2010 yılı dördüncü çeyreğine göre daha olumlu sonuçlar açıklayacak. Gübretaş’ı ve Bagfaş’ı öneren Kaya, dayanıklı tüketim malları sektöründe Arçelik, madencilik sektöründe yüksek seyreden altın fiyatları dolayısıyla Koza Altın ve Park Elektrik Madencilik’in daha iyi bilanço açıklamasını bekliyor.
kaynak/ekonomist
Haber : Gözde Yeniova / 04.12.2011
2011 yılı dokuz aylık dönemde şirketlerin net kârı İMKB’de bankacılık sektöründe yüzde 7, diğer sektörlerde ise toplamda yüzde 23 geriledi. Söz konusu düşüşte bankaların faiz marjının daralması ve döviz borçlu şirketlerin kur zararları etkili oldu.
TL zayıf seyrini devam ettirse de, dördüncü çeyrek kur farkı giderlerinin üçüncü çeyreğe göre daha az olması bekleniyor. Bundan dolayı net kârların 2011 yılı üçüncü çeyreğe göre daha iyi ancak 2010 yılı dördüncü çeyreğe göre daha kötü olabileceği ifade ediliyor.
2012 yılında ise TL’nin daha istikrarlı olması bekleniyor. Bu paralelde büyüme yavaşlasa da kur zararları azalacağı için banka dışı sektörlerde net kârlılık olarak daha iyi performans görebiliriz. Bankacılık sektöründe ise 2011 yılı kârlılıklarının korunması beklenebilir.
Tüm bu beklentiler dahilinde önümüzdeki dönemde açıklanacak dördüncü çeyrek kârları ve 2012 yılı bilançoları tahminlerine yönelik bir araştırma yaptık. Aracı kurumlara hangi sektör ve şirketlerin kârlarıyla ön plana çıktığını sorduk. Bununla birlikte endeksin yıl sonuna kadar nasıl performans göstereceği yönündeki beklentileri aldık. Geçen 10 yıla bakıldığında İMKB’nin aralık aylarında ortalama yüzde 6.6 artış gösterdiği görülüyor. 2009 yılında 2008’e göre yüzde 16.5 yukarıda performans gösteren İMKB, 2010 yılı aralık ayında ise yüzde 1 yukarıdaydı. Bu yıl sonu beklentileri ise aşağı yönlü… Geçen yılı 66.004 seviyesinden kapatan endeksin bu yılı 56.500- 57.000 seviyelerinden kapatması bekleniyor.
Volatilite sürecek
Avrupa bölgesindeki sorunlar sürerken yeni çözüm haberleri de endeksi etkilemeye devam ediyor. Geçen hafta Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB), piyasalara dolar likiditesi sağlamak üzere Kanada, ABD, İngiltere, Japonya ve İsviçre merkez bankalarıyla anlaştıklarını bildirmesiyle piyasalar toparlandı. 9 Aralık’taki AB liderler zirvesindemali birliktelik yolunda yapısal adımların atılması ile birlikte ise endeksin yukarı yönlü harekete geçmesi bekleniyor. Şeker Yatırım yayınladığı aylık strateji raporunda Avrupa’da devam eden borç krizi nedeniyle kasım ayında gerileyen global piyasalara paralel sert bir düşüş sergileyen İMKB’nin, aralık ayında da yurt dışına paralel dalgalı seyrini sürdüreceği ifade ediliyor.
Raporda volatilitenin yüksek kalmaya devam etmesinin beklendiği belirtiliyor. Bu paralelde yatırımcıların, özellikle hisse senedi piyasalarında cazip seviyelere yaklaşan değerlemelere karşın temkinli duruşlarını korumaları öneriliyor.
Beklenti aşağı yönlü
9 Aralık’taki AB liderler zirvesinde mali birliktelik yolunda yapısal adımların atılmasıyla İMKB-100 endeksinin 56.500 seviyelerinden yılı kapatmasını beklediğini söyleyen Turkish Yatırım Araştırma Müdürü Mehmet Baki Atılal, “Eğer liderler zirvesinden yine ortak sonuç alınamazsa 51.500-52.500 bandında yılı kapatmamız sürpriz olmaz” diyor.
Gedik Yatırım Araştırma Uzmanı Serap Kaya, İMKB’nin geçmiş dönemlerde yıllık performansına bakıldığında, global ekonomik krizin yaşandığı 2008 yılı hariç yıl sonunda çoğunlukla primli geçirdiğinin görüldüğünü belirtiyor. “Ancak 2011 yılında AB ülkelerinin borç krizi ve fonlama sıkıntıları derinleşerek satışlarla karşı karşıya kalındı. 30 Kasım’da Merkez Bankaları’nın adımı sonrası gelen rahatlamanın uzun soluklu olamayacağını dikkate almak gerekirse, direnç seviyelerine yaklaştıkça kâr satışlarının da yoğunlaşması beklenebilir” ifadesinde bulunan Serap Kaya, endeksin yılbaşı seviyesinin yüzde 14 altında kalarak 56.500 seviyelerinde seyredeceğini düşünüyor.
İyi kâr performansları
İMKB’de yıl sonunda etkili olacak bir faktör de dördüncü çeyrek bilançoları olacak. Kârlılıkta sanayi sektöründe genelde olumlu bir seyir, bankacılıkta olumsuz bir seyir gözleniyor. Bu durum devam edebilir. Bunun yanında yılın dokuz ayında görece olumlu tamamlayan dayanıklı tüketim malları sektörü ile otomotiv sektöründe son çeyrekte kârlılıkta yavaşlama görülse de bu sektörler yılı olumlu bir şekilde tamamlayacaklar.
Genel itibariyle yılın ilk yarısındaki büyümenin de etkisi ile bankacılık sektörü dışında, şirketlerin kârlılık bakımından yılı yüzde 20-25 yükselişle tamamlamaları bekleniyor. A Yatırım Araştırma Müdürü Seyfullah Esen, son çeyrekte daha çok esas faaliyet kârlılığı yüksek olan ancak son bir yıllık dönemde net döviz borcu nedeniyle kârlılığı düşmüş olan şirketlerin ön plana çıkmasını bekliyor. Çünkü TCMB’nin faiz koridorunu genişletmesine bağlı olarak TL’nin tekrar değer kazanması nedeniyle sözkonusu şirketlerin kur zararı azalacak ve esas faaliyet kârlılıkları ön plana çıkacak.
Kârlılıklar üzerinde TL’nin değer kaybının durmasının etkisini gözlemleyeceğimizi söyleyen Seyfullah Esen, “Ek olarak yüksek TL bazında yüksek nakiti olan şirketler, yükselen faizlerden daha fazla gelir elde edebilecekler. Sözkonusu şirketler arasında Gübretaş ve Aselsan’ı sayabiliriz” diyor.
Öne çıkan sektörler
Metro Yatırım Menkul Değerler Kurumsal Finansman Araştırma Uzmanı İsmail Mercankaya’ya göre şirket kârlarında üçüncü çeyreğe göre bir yavaşlama beklemekle birlikte, üçüncü çeyrekte olumlu bilanço açıklayan Bagfaş, Anadolu Cam, T.Şişecam, Erdemir yine olumlu bilanço açıklayabilir.
Daha önce olumlu bilanço açıklayan otomotiv sektörü kârında yavaşlama görüleceğine dikkat çeken İsmail Mercankaya, “Ayrıca son çeyrekte dolar kurundan kaynaklanan bilançolardaki oynaklık azalacak. Banka kârlarında ise yıllık bazda üçüncü çeyrektekine paralel bir düşüş görülebilir” diyor.
5 favori sektör
Mehmet Baki Atılal ise beyaz eşya, çimento, cam, bilişim ve madencilik sektöründen şirketlerin ön plana çıkmasını bekliyor. Atılal; Arçelik, Vestel, Akçansa, Bolu Çimento, Soda Sanayii, Anadolu Cam, Aselsan, Erbosan, Tav Havalimanları Holding, Burçelik Vana, gibi sanayi şirketlerinin ve bankalardan da Halkbank ile Garanti Bankası’nın iyi performansını bekliyor.
Serap Kaya’ya göre de gübre sektörü, çimento, tekstil, kağıt-ambalaj, dayanıklı tüketim malları, madencilik sektörleri faaliyetleri açısından 2010 yılı dördüncü çeyreğine göre daha olumlu sonuçlar açıklayacak. Gübretaş’ı ve Bagfaş’ı öneren Kaya, dayanıklı tüketim malları sektöründe Arçelik, madencilik sektöründe yüksek seyreden altın fiyatları dolayısıyla Koza Altın ve Park Elektrik Madencilik’in daha iyi bilanço açıklamasını bekliyor.
kaynak/ekonomist
2.5 ayda 800 daire sattı, ikinci etap satışa başladı
Teknik Yapı'nın TOKİ iştiraki Emlak Konut GYO ile birlikte, hasılat paylaşımı modeliyle Tuzla'da gerçekleştirdiği Evora İstanbul projesinin ikinci etebı satışa sunuldu
Teknik Yapı'nın TOKİ iştiraki Emlak Konut GYO ile birlikte, hasılat paylaşımı modeliyle Tuzla'da gerçekleştirdiği Evora İstanbul projesinin ikinci etebı satışa sunuldu.
Evora İstanbul projesinin ikinci etabını oluşturan Evora İstanbul Marmara'daki 863 daire 90.000 liradan başlayan fiyatlarla satılıyor.
Teknik Yapı Holding Başkanı Nazmi Durbakayım, projenin tanıtımı amacıyla düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, bu mücevheri işlemeye başladıklarını, bir kenarının kesiminin yapıldığını ve gayet güzel şekli almaya başladığını, bugün de diğer parçasını işlemeye başladıklarını belirtti.
Evora İstanbul'un Ekim ayında satışa sunulan 1.509 dairelik ilk etabının beklentilerin üzerinde bir ilgi gördüğünü ve projenin yüzde 60'ının satıldığını vurgulayan Durbakayım, ''Evora İstanbul Marmara'yı, 2012'nin ilk günlerinde satışa sunulacak şekilde hazırlamıştık. Ancak ilk etap için gelen misafirlerimizden her üç kişiden biri deniz manzarası istediği için ikinci etabı, ilk etapta yer alan daire satışları yüzde yüz tamamlanmadan yaklaşık bir ay önce satışa sunduk'' dedi.
Marmara denizi manzarasına sahip projenin ikinci etabında dairelerin stüdyo, 1+1, 2+1, 3+1 ve 4+1 tipi şeklinde olacağını, projenin tesliminin Haziran 2014 tarihinde gerçekleşeceğini ifade eden Durbakayım, satışa çıkarılan bölümde ayrıca bir tıp merkezi ve 23 adet ticari birim yer alacağını kaydetti.
Durbakayım, Evora İstanbul Marmara'da yer alan 14 blokta toplam 863 daire yer aldığını, metrekare birim fiyatı 1.731 liradan başlayan Evora İstanbul Marmara'da stüdyo dairelerin 90 bin lira, 1+1 dairelerin 107.100 lira, 2+1 dairelerin 169.600 lira, 3+1 dairelerin 237.200 lira ve 4+1 dairelerin 327.900 liradan başladığını belirtti. Durbakayım, konutlara ilk satışa göre yüzde 5 oranında zam geldiğini de açıkladı
Evora İstanbul Marmara'daki dairelerin yüzde 7 peşinat avantajı ve uygun ödeme koşullarıyla satışa sunulduğunu ifade eden Durbakayım, tutsat (mortgage) kredilerine bağlı olarak, banka kredisi kullanmak isteyenlerin ödemek zorunda olduğu yüzde 25 peşinat için Teknik Yapı Holding'in finansman desteği sağladığını, bu kapsamda yüzde 7 peşinat ödeyerek daire almak isteyenlerin kalan yüzde 18'lik oranı 12, 18 ve 24 ay olmak üzere 3 eşit ay şeklinde vadelendirdiğini, daire bedelinin kalan yüzde 75'i için banka kredisi kullandırdığını anlattı.
Durbakayım, ''Evora İstanbul projesine 15-18 bin arasında bir nüfus gelecek. Marmaray'ın bizim projeden önce bağlanacak olması bir şans'' dedi.
Soruları da yanıtlayan Durbakayım, hitap ettikleri kesimin ihtiyacı için konut aldığını, yöneldikleri kesimin ihtiyacının 2012'de de aynı şekilde devam edeceğini, konut üreticilerinin ümitsiz olmaması gerektiğini, ocak ayının sonuna doğru belki bu biraz sisli havanın da dağılacağını vurguladı.
''Projeyi 2,5 ayda yaklaşık 30 bin kişi ziyaret etti''
Nazmi Durbakayım, Evora İstanbul'da satılan konut sayısının 800 adet olduğunu, projeyi 2,5 ayda yaklaşık 30 bin kişinin ziyaret ettiğini kaydetti.
Projede taahhüt edilen cironun 1 milyar lira olduğunu söyleyen Durbakayım, ancak hedeflerinin 1,5 milyar lira olduğunu, şu anda da 100 milyon liranın realize edildiğini belirtti.
Yerli ürün kullanmayla ilgili olarak da Durbakayım, yerli sanayinin kalkınması için yerli ürüne yönelmek gerektiğini, yerli ürün kullanmanın memleket için büyük bir gereksinim olduğunu ifade etti.
Emlak konut GYO Genel Müdür Yardımcısı Hakan Akbulut da 2010 yılında 7 bin 700 konut satmış olan Emlak Konut'un bu yıl satış rakamını kasım ayı itibariyle 11 bin 500'e taşıdığını, yıl sonunda bunun daha da yükseleceğini kaydetti.
Tuzla'da Emlak Konut'un 4 projesi bulunduğunu söyleyen Akbulut, burada yaklaşık 7 bin konut ve ticari ünitenin yapımının devam ettiğini kaydetti.
kaynak/www.patronlardunyasi.com
Teknik Yapı'nın TOKİ iştiraki Emlak Konut GYO ile birlikte, hasılat paylaşımı modeliyle Tuzla'da gerçekleştirdiği Evora İstanbul projesinin ikinci etebı satışa sunuldu.
Evora İstanbul projesinin ikinci etabını oluşturan Evora İstanbul Marmara'daki 863 daire 90.000 liradan başlayan fiyatlarla satılıyor.
Teknik Yapı Holding Başkanı Nazmi Durbakayım, projenin tanıtımı amacıyla düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, bu mücevheri işlemeye başladıklarını, bir kenarının kesiminin yapıldığını ve gayet güzel şekli almaya başladığını, bugün de diğer parçasını işlemeye başladıklarını belirtti.
Evora İstanbul'un Ekim ayında satışa sunulan 1.509 dairelik ilk etabının beklentilerin üzerinde bir ilgi gördüğünü ve projenin yüzde 60'ının satıldığını vurgulayan Durbakayım, ''Evora İstanbul Marmara'yı, 2012'nin ilk günlerinde satışa sunulacak şekilde hazırlamıştık. Ancak ilk etap için gelen misafirlerimizden her üç kişiden biri deniz manzarası istediği için ikinci etabı, ilk etapta yer alan daire satışları yüzde yüz tamamlanmadan yaklaşık bir ay önce satışa sunduk'' dedi.
Marmara denizi manzarasına sahip projenin ikinci etabında dairelerin stüdyo, 1+1, 2+1, 3+1 ve 4+1 tipi şeklinde olacağını, projenin tesliminin Haziran 2014 tarihinde gerçekleşeceğini ifade eden Durbakayım, satışa çıkarılan bölümde ayrıca bir tıp merkezi ve 23 adet ticari birim yer alacağını kaydetti.
Durbakayım, Evora İstanbul Marmara'da yer alan 14 blokta toplam 863 daire yer aldığını, metrekare birim fiyatı 1.731 liradan başlayan Evora İstanbul Marmara'da stüdyo dairelerin 90 bin lira, 1+1 dairelerin 107.100 lira, 2+1 dairelerin 169.600 lira, 3+1 dairelerin 237.200 lira ve 4+1 dairelerin 327.900 liradan başladığını belirtti. Durbakayım, konutlara ilk satışa göre yüzde 5 oranında zam geldiğini de açıkladı
Evora İstanbul Marmara'daki dairelerin yüzde 7 peşinat avantajı ve uygun ödeme koşullarıyla satışa sunulduğunu ifade eden Durbakayım, tutsat (mortgage) kredilerine bağlı olarak, banka kredisi kullanmak isteyenlerin ödemek zorunda olduğu yüzde 25 peşinat için Teknik Yapı Holding'in finansman desteği sağladığını, bu kapsamda yüzde 7 peşinat ödeyerek daire almak isteyenlerin kalan yüzde 18'lik oranı 12, 18 ve 24 ay olmak üzere 3 eşit ay şeklinde vadelendirdiğini, daire bedelinin kalan yüzde 75'i için banka kredisi kullandırdığını anlattı.
Durbakayım, ''Evora İstanbul projesine 15-18 bin arasında bir nüfus gelecek. Marmaray'ın bizim projeden önce bağlanacak olması bir şans'' dedi.
Soruları da yanıtlayan Durbakayım, hitap ettikleri kesimin ihtiyacı için konut aldığını, yöneldikleri kesimin ihtiyacının 2012'de de aynı şekilde devam edeceğini, konut üreticilerinin ümitsiz olmaması gerektiğini, ocak ayının sonuna doğru belki bu biraz sisli havanın da dağılacağını vurguladı.
''Projeyi 2,5 ayda yaklaşık 30 bin kişi ziyaret etti''
Nazmi Durbakayım, Evora İstanbul'da satılan konut sayısının 800 adet olduğunu, projeyi 2,5 ayda yaklaşık 30 bin kişinin ziyaret ettiğini kaydetti.
Projede taahhüt edilen cironun 1 milyar lira olduğunu söyleyen Durbakayım, ancak hedeflerinin 1,5 milyar lira olduğunu, şu anda da 100 milyon liranın realize edildiğini belirtti.
Yerli ürün kullanmayla ilgili olarak da Durbakayım, yerli sanayinin kalkınması için yerli ürüne yönelmek gerektiğini, yerli ürün kullanmanın memleket için büyük bir gereksinim olduğunu ifade etti.
Emlak konut GYO Genel Müdür Yardımcısı Hakan Akbulut da 2010 yılında 7 bin 700 konut satmış olan Emlak Konut'un bu yıl satış rakamını kasım ayı itibariyle 11 bin 500'e taşıdığını, yıl sonunda bunun daha da yükseleceğini kaydetti.
Tuzla'da Emlak Konut'un 4 projesi bulunduğunu söyleyen Akbulut, burada yaklaşık 7 bin konut ve ticari ünitenin yapımının devam ettiğini kaydetti.
kaynak/www.patronlardunyasi.com
Fransa'ya karşı hangi yaptırımlar uygulanacak
Erdoğan Fransa parlemontosu tarafından kabul edilen Ermeni tasarısının ardından bu ülkeye uygulanacak yaptırımları açıkladı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Fransa parlemontosu tarafından kabul edilen Ermeni tasarısının ardından bu ülkeye uygulanacak yaptırımları açıkladı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç ile yaptığı görüşmenin ardından ortak açıklama yaptı. Erdoğan toplantıda şunları söyledi.
- Soykırım yasası oylanarak kabul edildi. Tabi Türkiye-Fransa ilişkilerinde ağır yaralar açacaktır. Enteresan bir durum daha var. 1979'da Paris'te Paris Turizm Ateşesi bir terör saldırısıyla katledildiği günde kabul edilmesi ayrıca anlamlıdır. Tabi çok daha enteresan durum var. 577 vekilden oluşan Mecliste böyle hassas önemli bir oylama 10'da biri ile gerçekleşmiş olması daha manidardır. Bunlar ne kadar ciddiyetten uzak, nasıl anlayıştır nasıl sulandırılmış oylamadır anlamak mümkün değil. Bu gelişim isabetsizdir. Biz bu kararı Türkiye olarak şiddetle kınıyoruz. Aramızdaki ilişkiler 50 yıllık değil çok daha geçmişe dayalıdır. Şu anda maalesef farklı bir yönetimin sadece siyasi hesaplar içinde olan Sarkozy'in ne yazıkki bu seçimler için feda ettiği bir süreçtir.
- Açık söylüyorum. Bu oylama Türkiye'den ziyade Fransa'ya çok büyük bir haksızlıktır. Şimdi ben şu soruyu soruyorum. Fransa'da düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü var mı. Cevabı da ben veriyorum: Yok.Bu özgür tartışma ortamını ortadan kaldırmıştır. Ne yazıkki Fransız ihtilalinin simgeleri olan Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik Fransız meclisi tarafından ayaklar altına alınmıştır.
- Bunun çok daha önemli boyutunu gündeme getirmek istiyorum. Bu oylamada cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ırkçılık, yabancı düşmanlığı üzerinden siyaset yapma vardır. Fransa'da sırıf kişisel ihtiraslar seçim kazanma uğruna Türk düşmanlığı genelde de İslamafobi Avrupa ve Avrupa'nın savunduğu değerler açısından sakıncalıdır. Son derece kasıtlı son derece art niyetli karara sessiz kalmamız mümkün değildir.
- Burada şunu ifade etmekte fayda var. Fransa halkının gerçekleri öğrenmesi için bu girişimi tüm boyutlarını görmeleri için bilgilendirme çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
- Sadece Fransa halkını değil Afrika halkını da bilgilendireceğiz. Ortadoğu'yu bilgilendireceğiz. Bugüne kadar unutturulmak istenen soykırımları biz dünyadaki ülkeleri dolaşarak anlatacağız. Bu ırkçı ayrımcı tavrı anlatacağız. Bizim tarihimizde böyle bir soykırım yoktur. Bunu kabullenmiyoruz. Şu anda ülkemizde resmi gayriresmi olmak üzere 100 bin Ermeni yaşamaktadır. Bunları bir kısmı vatandaşımız bir kısmımız da vatandaş olmayan ülkemizde bulunanlardır. Burada bir tespit daha yapacağım. Tarih bilmeyenler ülkemde Yahudi soykırımından bahsediyorlar. Onlara da tarihi iyi okumalarını tavsiye ediyorum. Endülüs'ten kaçıp Türkiye'den kabul gören ecdatlarına sorsunlar. Fransa ile ilişkilerimiz gözden geçiriyoruz. Bundan sonra Fransa tavrına göre biz de tedbirlerimizi hayata geçireceğiz. Şu anda istişareler için büyükelçimizi Ankara'ya çağırıyoruz. Şu andan itibaren ikili düzeyde gerçekleştirilmesi gereken seminer, eğitim, kurs gibi faaliyetleri iptal ediyoruz. Avrupa Birliği çerçevesinde Fransa ile işbirliiğine gitmeyeceğiz. Fransa ile hertürlü siyasi istişareyi durduruyoruz. Askeri faaliyetler ve tatbikatları iptal ediyoruz. Askeri uçuşlar için toplam veriler 3 uçuş ve inişleri iptal ediyoruz. Her uçuş için ayrı izin uygulamasına geçiyoruz. Askeri gemilerin liman ziyaretleri için izin başvurularını bugünden itibaren reddediyoruz. Türkiye-Fransa ekonomik toplantısına katılmıyor bu toplantıyı gerçekleştirmiyoruz. Altını çizerek ifade ediyorum. Bu ilk aşamadır. Bunun devamı da gelecektir.
- Fransa Ulusal Meclisi'nde teklife karşı çıkan ve karşı oy kullanan parlamenterlere de teşekkür ediyorum. Hatta bazı hükümet üyeleri de sağ duyulu bir imtihan vermiştir. Sağduyunun aklıselimin önümüzdeki sürece hakim olmasını Türkiye-Fransa ilişkilerini geriye dönülmesi yere götürmemelerini temenni ediyorum.
- Şunu da dost düşman bilmeli. Biz tarihimizle gurur duyuyoruz. Bizim veya bizi sıkıntıya düşürecek bir tarihimiz yok. Tarihimizde yaşanan her türlü olayla yüzleşiyoruz. Her zemnde en güçlü şekilde savunuyoruz. Biz bütün arşivlerimizi açtık. Başkalarının varsa onlar da açsın. Gelsin buralarda çalışsınlar. Tarih parlamentolarda oylamalarla yazılmaz Olsa olsa çarpıtılır. Tarihi çarpıtanları tarih de halklarda affetmeyecektir.
kaynak/patronlardunyasi.com
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Fransa parlemontosu tarafından kabul edilen Ermeni tasarısının ardından bu ülkeye uygulanacak yaptırımları açıkladı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç ile yaptığı görüşmenin ardından ortak açıklama yaptı. Erdoğan toplantıda şunları söyledi.
- Soykırım yasası oylanarak kabul edildi. Tabi Türkiye-Fransa ilişkilerinde ağır yaralar açacaktır. Enteresan bir durum daha var. 1979'da Paris'te Paris Turizm Ateşesi bir terör saldırısıyla katledildiği günde kabul edilmesi ayrıca anlamlıdır. Tabi çok daha enteresan durum var. 577 vekilden oluşan Mecliste böyle hassas önemli bir oylama 10'da biri ile gerçekleşmiş olması daha manidardır. Bunlar ne kadar ciddiyetten uzak, nasıl anlayıştır nasıl sulandırılmış oylamadır anlamak mümkün değil. Bu gelişim isabetsizdir. Biz bu kararı Türkiye olarak şiddetle kınıyoruz. Aramızdaki ilişkiler 50 yıllık değil çok daha geçmişe dayalıdır. Şu anda maalesef farklı bir yönetimin sadece siyasi hesaplar içinde olan Sarkozy'in ne yazıkki bu seçimler için feda ettiği bir süreçtir.
- Açık söylüyorum. Bu oylama Türkiye'den ziyade Fransa'ya çok büyük bir haksızlıktır. Şimdi ben şu soruyu soruyorum. Fransa'da düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü var mı. Cevabı da ben veriyorum: Yok.Bu özgür tartışma ortamını ortadan kaldırmıştır. Ne yazıkki Fransız ihtilalinin simgeleri olan Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik Fransız meclisi tarafından ayaklar altına alınmıştır.
- Bunun çok daha önemli boyutunu gündeme getirmek istiyorum. Bu oylamada cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ırkçılık, yabancı düşmanlığı üzerinden siyaset yapma vardır. Fransa'da sırıf kişisel ihtiraslar seçim kazanma uğruna Türk düşmanlığı genelde de İslamafobi Avrupa ve Avrupa'nın savunduğu değerler açısından sakıncalıdır. Son derece kasıtlı son derece art niyetli karara sessiz kalmamız mümkün değildir.
- Burada şunu ifade etmekte fayda var. Fransa halkının gerçekleri öğrenmesi için bu girişimi tüm boyutlarını görmeleri için bilgilendirme çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
- Sadece Fransa halkını değil Afrika halkını da bilgilendireceğiz. Ortadoğu'yu bilgilendireceğiz. Bugüne kadar unutturulmak istenen soykırımları biz dünyadaki ülkeleri dolaşarak anlatacağız. Bu ırkçı ayrımcı tavrı anlatacağız. Bizim tarihimizde böyle bir soykırım yoktur. Bunu kabullenmiyoruz. Şu anda ülkemizde resmi gayriresmi olmak üzere 100 bin Ermeni yaşamaktadır. Bunları bir kısmı vatandaşımız bir kısmımız da vatandaş olmayan ülkemizde bulunanlardır. Burada bir tespit daha yapacağım. Tarih bilmeyenler ülkemde Yahudi soykırımından bahsediyorlar. Onlara da tarihi iyi okumalarını tavsiye ediyorum. Endülüs'ten kaçıp Türkiye'den kabul gören ecdatlarına sorsunlar. Fransa ile ilişkilerimiz gözden geçiriyoruz. Bundan sonra Fransa tavrına göre biz de tedbirlerimizi hayata geçireceğiz. Şu anda istişareler için büyükelçimizi Ankara'ya çağırıyoruz. Şu andan itibaren ikili düzeyde gerçekleştirilmesi gereken seminer, eğitim, kurs gibi faaliyetleri iptal ediyoruz. Avrupa Birliği çerçevesinde Fransa ile işbirliiğine gitmeyeceğiz. Fransa ile hertürlü siyasi istişareyi durduruyoruz. Askeri faaliyetler ve tatbikatları iptal ediyoruz. Askeri uçuşlar için toplam veriler 3 uçuş ve inişleri iptal ediyoruz. Her uçuş için ayrı izin uygulamasına geçiyoruz. Askeri gemilerin liman ziyaretleri için izin başvurularını bugünden itibaren reddediyoruz. Türkiye-Fransa ekonomik toplantısına katılmıyor bu toplantıyı gerçekleştirmiyoruz. Altını çizerek ifade ediyorum. Bu ilk aşamadır. Bunun devamı da gelecektir.
- Fransa Ulusal Meclisi'nde teklife karşı çıkan ve karşı oy kullanan parlamenterlere de teşekkür ediyorum. Hatta bazı hükümet üyeleri de sağ duyulu bir imtihan vermiştir. Sağduyunun aklıselimin önümüzdeki sürece hakim olmasını Türkiye-Fransa ilişkilerini geriye dönülmesi yere götürmemelerini temenni ediyorum.
- Şunu da dost düşman bilmeli. Biz tarihimizle gurur duyuyoruz. Bizim veya bizi sıkıntıya düşürecek bir tarihimiz yok. Tarihimizde yaşanan her türlü olayla yüzleşiyoruz. Her zemnde en güçlü şekilde savunuyoruz. Biz bütün arşivlerimizi açtık. Başkalarının varsa onlar da açsın. Gelsin buralarda çalışsınlar. Tarih parlamentolarda oylamalarla yazılmaz Olsa olsa çarpıtılır. Tarihi çarpıtanları tarih de halklarda affetmeyecektir.
kaynak/patronlardunyasi.com
İyi ki Türkler fethetmiş
Macaristan Cumhurbaşkanı Pal Schmitt, İspanyol ABC isimli günlük gazeteye verdiği demeçte, ''Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum'' dedi.
Macaristan'ın AB dönem başkanlığının yanı sıra çıkardığı yeni medya kanunu ile ilgili İspanyol gazetesine açıklamalarda bulunan Macaristan Cumhurbaşkanı Pal Schmitt, Türkiye'nin AB üyeliği hakkında da konuştu.
Macar Cumhurbaşkanı, gazeteye yaptığı açıklamada, ''Türk siyasetçilerle sık sık bir araya gelerek Türkiye'nin AB üyeliği hakkında uzun görüşmeler yaptım. Yaklaşık 100 milyonluk Müslüman bir ülkenin AB'ye alınması için zaman gerekiyor'' ifadesini kullandı.
Schmitt, 1541-1686 yılları arasında Türkler tarafından idare edilen Macaristan'ın, çok şanslı olduğunu vurgulayarak, Cumhurbaşkanı Schmitt, ''Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum. Ülkemiz Türkler değil de başka bir millet tarafından alınsaydı, dilimizi ve dinimizi değiştirmemizi isteyeceklerdi, biz de asimile olacaktık. 150 yıl boyunca Macaristan Türkler için stratejik bir yer oldu'' dedi.
Kanuni Sultan Süleyman 1541 yılında Budin'i feth etmiş, Budin 1686 yılına kadar tam 145 yıl boyunca, Macaristan'ın bazı yerleri ise 160 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altında kalmıştı..
Macaristan'ın AB dönem başkanlığının yanı sıra çıkardığı yeni medya kanunu ile ilgili İspanyol gazetesine açıklamalarda bulunan Macaristan Cumhurbaşkanı Pal Schmitt, Türkiye'nin AB üyeliği hakkında da konuştu.
Macar Cumhurbaşkanı, gazeteye yaptığı açıklamada, ''Türk siyasetçilerle sık sık bir araya gelerek Türkiye'nin AB üyeliği hakkında uzun görüşmeler yaptım. Yaklaşık 100 milyonluk Müslüman bir ülkenin AB'ye alınması için zaman gerekiyor'' ifadesini kullandı.
Schmitt, 1541-1686 yılları arasında Türkler tarafından idare edilen Macaristan'ın, çok şanslı olduğunu vurgulayarak, Cumhurbaşkanı Schmitt, ''Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum. Ülkemiz Türkler değil de başka bir millet tarafından alınsaydı, dilimizi ve dinimizi değiştirmemizi isteyeceklerdi, biz de asimile olacaktık. 150 yıl boyunca Macaristan Türkler için stratejik bir yer oldu'' dedi.
Kanuni Sultan Süleyman 1541 yılında Budin'i feth etmiş, Budin 1686 yılına kadar tam 145 yıl boyunca, Macaristan'ın bazı yerleri ise 160 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altında kalmıştı..
8 Aralık 2011 Perşembe
En zengin 100 / Zenginler Kulübü'ne bu yıl kimler girdi, kimler çıktı?
Zenginler Kulübü'ne bu yıl kimler girdi, kimler çıktı?
Haber : Ekonomist Online / 20.11.2011
Türkiye büyüyor, zenginleşiyor. 10 yıl önce dolar bazlı gayri safi milli hasılamız (GSMH) 200 milyar dolar civarındaydı. Geçen yıl ise bu rakam yaklaşık 800 milyar dolara olarak gerçekleşmişti. Bu yıl bunun biraz daha büyümesi bekleniyor.
Şunu vurgulamakta fayda var; Buradaki matematiksel artışın yüksek görünmesini biraz da 2001 krizinde doların aşırı değerlenmesiyle açıklamak gerekiyor. Yoksa GSMH’deki 10 yıllık enflasyondan arındırılmış reel artışın yüzde 35-40 civarında olduğunu söylemek daha doğru olur. Yine de, Türkiye ekonomisinin büyüdüğünü, bunun da toplumun tüm katmanlarına doğru az ya da çok bir gelir artışı şeklinde yansıdığını söyleyebiliriz. Geçen 10 yıl içinde Türkiye’nin zenginlerinin de hem sayısı arttı hem de sahip oldukları servet. Ekonomist’in bu araştırmayı ilk yaptığı yıl olan 2004’te “En Zengin 100” listesinin en tepesindeki gelir dilimini “2 milyar dolar ve üstü’ olarak sınıflamıştık. Geçen yıl listenin zirvesini temsil edenlerin gelir dilimini tanı mlamak için ise ’10 milyar dolar ve üstü’ tanımını kullanmışız. Bu tanımlamalar ve gelir dilimleri aşağıya kadar benzer artışlarla gitmiş. Örneğin 2004 yılında en alt dilimini oluşturan grup 90-100 arasındaydı ve sahip oldukları servet 200-300 milyon dolar olarak belirlenmişti. Bu yılki bu sıralamayı tanımlayan servet ise 300-500 milyon dolardı.
Zengin nüfusumuz 9 bin
Türkiye’nin en zenginleri tabii ki bu 100 kişi ve aileden oluşmuyor. İstatistikler Türkiye’nin en varlıklı, yani milyoner tabir edilen, harcama konusunda hiçbir sıkıntısı olmayan aile sayısını 2 bin 200-2 bin 300 arasında olduğunu gösteriyor. ‘En zengin’i temsil eden nüfus ise 9 bin civarında. Bu nüfusun yıllık ortalama gelir hanesine bakıldığında 250 binin üzerinde bir rakam görülüyor. Türkiye ortalamasının 10-40 bin arasında değiştiği düşünüldüğünde yaklaşık 10 misli bir farktan söz edilebilir.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da En Zengin-100 araştırmasına başlarken, baktığımız önemli verilerden biri de İMKB oldu. Türkiye’de halka açık şirket sayısı hala çok fazla değil, 350’lerde. Ancak Koç, Sabancı, Ülker, Doğan, Doğuş, Enka, Anadolu, Çukurova, Tekfen, Enka, Eczacıbaşı gibi Türkiye’de zenginliğin simgesi olmuş ailelerin holdinglerinin ve veya iştiraklerinin önemli bir kısmının halka açık olduğunu da belirtmek gerekiyor. İlk çıkış noktamız, yani listenin omurgasını, bu verileri inceleyerek oluşturuyoruz.
İMKB’de eridiler
Bu yılki İMKB verileri incelendiğinde ‘En Zenginlerimizin’ aktif de olsa biraz yoksullaştığını görüyoruz. Sonuçta geçen yıl bu çalışmayı yaptığımızda İMKB Ulusal 100 Endeksi 69.000 seviyelerdeydi ve bugün endeks bu seviyelerden yüzde 18 gerilerde. Bunun yanında geçen yıl bu çalışmayı yaptığımızda dolar kuru 1.45’li seviyelerdeydi. Bu gün ise 1.80 seviyelerinde. Bu da kurlarda yüzde 20’nin üzerinde artışa işaret ediyor. Hem İMKB’deki değer kaybı hem de kurlardaki yükseliş dikkate alındığında dolar bazında İMKB’de halka açık şirketlerin piyasa değerlerinde yüzde 25-35 arasında erimeler olduğunu belirtmek gerekiyor. Zaten bunu rakamlarda açıkça görmek mümkün.
Bu çalışmayı yaptığımız geçen hafta itibarı ile Koç Grubu’nun geçen yılki serveti 25.8 milyar dolardan, 19.5 milyar dolara inmişti. Yine Sabancı Holding’in ve iştiraklerinin değeri geçen yıl bu zamanlarda 20.7 milyar dolardı. Bugün isi 12.8 milyar dolar seviyesinde. Doğuş Grubu’nun borsadaki şirketinin değeri 5.7 milyar dolardan 3.5’e, Enka’nın 5.7’den 3.9’a ve Eczacı- başı’nın değeri de 1 milyar dolardan 750 milyon dolara kadar gerilemiş. Tabii bu en zenginlerin yegane servetleri İMKB’de halka açık şirketlerinin değeri değil. Gayrimenkul varlıkları ve ellerinde bulunan nakit tahminleriyle de hareket ettik. Aynı zamanda özel bankacılık alanının önde gelen isimleriyle de konuşarak, yaklaşık servetlerine ulaşmaya çalıştık ve sonuçta ortaya bu yılın listesini çıkardık.
Nasıl yaşarlar?
Peki zenginlik nasıl bir yaşam biçimini beraberinde getiriyor? Rahmi Koç’un en sevdiği ve “Hayır” diyemeyeceği tek yemek kuru fasulye-pilav. Ali Sabancı arkadaşlarıyla henüz keşfedilmemiş, lezzetli yemekleri olan, salaş restoranlarda buluşmayı seviyor. Mustafa Taviloğlu’na bir balıkçı barınağında rastlayabilirsiniz, ya da Ferit Şahenk’i kebapçıda... Ancak bu örnekler varlıklı kişilerin lüksü sevmediği anlamına gelmiyor. Zengin kişiler hala geleneksel lüks ürünleri almaya devam ediyor. Öyle ki krizde dahi lüks harcamalarda bir düşüş görülmüyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki dünyada lüks tüketim pazarı geçen yıl 1 trilyon Euro’ya ulaştı. Yönetim danışmanlığı şirketi The Boston Consulting Group'un (BCG) hazırladığı 'Lüksün Yeni Dünyası' adlı rapora göre, lüks harcamalar arasında birinci sırada 270 milyar Euro ile lüks seyahat ve konaklama, ikinci sırada 250 milyar Euro ile lüks otomobiller, üçüncü sırada 100 milyar Euro ile lüks teknoloji ürünleri yer alıyor. Sektörün geriye kalan bölümü ise lüks yeme-içme, lüks mobilya ve diğer lüks tüketim kategorilerinden oluşuyor.
Zenginimiz artıyor
Yine aynı rapora göre, lüks tüketim pazarında bazı temel trendlerin öne çıktığı görülüyor. Buna göre, müşteriler gösterişli lüks ürün değil, lüks deneyim istiyor. Bir başka trend ise lüksün, gelişmekte olan pazarlara kayıyor olması. Lüks tüketim bugüne dek hep Londra, New York, Paris, Milano ve Tokyo gibi merkezlerle özdeşleştirilirken, günümüzde bu durum hızla değişiyor.
Bugün Çin'de tam 670 bin milyoner hane olduğu ve dünyada daha çok milyoner haneye sadece Amerika ve Japonya’nın sahip olduğu bilgisi varlık raporlarında yer alıyor. Önümüzdeki yıllarda Çin, Rusya ve Türkiye gibi gelişmekte olan pazarların küresel lüks tüketim pazarındaki önemlerini hızla artırması bekleniyor. Bu da beklentinin Türkiye’den yeni zenginlerin çıkması olduğunu gösteriyor.
Artık fiyat önemli
BCG raporuna göre kriz döneminde lüks perakende şirketlerinin önemli bir bölümü, fiyatlarında yüzde 80’e varan indirimler yaptılar. Bu indirimler lüks ürün üreticilerinin ve perakendecilerinin kâr marjlarının çok yüksek olduğuna dair algılara neden oldu. Bu farkındalık en varlıklı müşterilerin bile harcama yaparken fiyata daha çok önem veren bir yaklaşıma sahip olmalarına yol açtı.
Bu nedenle de, müşterilerin yüksek fiyatlar ödeyip satın aldıkları ürün ve hizmetlerin bu bedelleri gerçekten hak ettiği konusunda hiçbir şüphe duymamaları gerekiyor. Bu algıyı yönetmek, önümüzdeki dönemde daha da önem kazanacak.
Para çok, zaman yok
Peki ya Türkiye’nin zenginlerinin tüketim alışkanlıkları krizle beraber nasıl değişti? Bu kişilerin satın alma davranışlarındaki en önemli değişikliğin alınan her şeyden değer ve keyif aramaları olduğunu söyleyen Lüks Danışmanı Özlem Güsar, “Artık parayı mutlu olmak için harcamıyorlar, mutlu olduklarında para harcıyorlar” diye konuşuyor. Bunun lüks endüstrisinin dinamiklerini oldukça etkileyen büyük bir dönüşüm yaratacağını ifade eden Güsar, konuşmasını şöyle sürdürüyor:
Bugünün zenginlerinin hayatlarına bakıldığında ‘Parası çok zamanı yok’ gerçeği ile karşılaşıyoruz. Zirvedekilerin hayatını özetlemek gerekirse; aşırı rekabetçi, hayallerle dolu, çevreye duyarlı, özgünün peşinde, keyiften hoşlanan, sanatla iç içe ve statüden vazgeçmeyen bir profilden bahsetmek mümkün. Enteresan rakamlardan biri şu; yüzde 86’sı iyi fiyatlandırmasıyla bilinen mağazalardan alışveriş yapmayı tercih ediyor. Burada en önemli şey bu ürün bu paraya değer duygusu. Yani dünyadaki varlıklı insanlarla aynı düşünce yapısındalar.”
Bir başka gelişme de sürdürülebilir lüks ve çevre konusunda duyarlı olan lüks markalara kayış. Güsar Türkiye’de de bu trendin yakın zamanda daha da yaygınlaşmasını beklediğini söylüyor.
Harcamalara bakıldığında ise dünyadaki varlıklı insanların harcama kalemleriyle Türk zenginlerinki birbirinden farklılık gösteriyor. Örneğin Türk zenginler evlerine daha çok para harcıyor.
Şehre yakın oturuyorlar
Türkiye’nin en zengin 100 ismi arasında yer alan pek çok kişi ve aile, ağırlıklı Bebek, Tarabya, Yeniköy, Vaniköy, Kanlıca gibi semtlerde yer alan yalı ve köşklerde oturuyor.
Suzan Sabancı Dinçer, Yalçın Sabancı, Demir Sabancı, Demet Sabancı, Mustafa Koç, Ömer Koç, Suna Kıraç, Haydar Akın, Murat Ülker, Ali Ağaoğlu, Cem-Ümit Boyner, Ali Kibar, Erdoğan Demirören ve Nezih Barut yalı sahibi isimlerden birkaçı. Boğaz kıyısında villa ve köşkte yaşamayı tercih eden kişiler olarak Ferit Şahenk, Hüsnü Özyeğin, Ahmet Nazif Zorlu, Bülent Eczacıbaşı, Tuncay Özilhan, Şarık Tara, Ali Dinçkök ve Ömer Dinçkök öne çıkıyor.
Zekeriyaköy ve Kemerburgaz da oturmak için seçilen lokasyonlar arasında. Sarıyer’in en eski köylerinden biri olan ve kiraz ağaçları kadar yeşiliyle de göz alan Zekeriyaköy’de çok sayıda ismin evi bulunuyor. Hem şehir merkezine yakın hem de şehirden uzak yeşillikler içinde yaşamayı tercih edenler ise Kemerburgaz’ı tercih ediyor. Hamdi Akın ve Çetin Nuhoğlu dışında bu semtte pek çok holdingin CEO’su da ikamet ediyor.
Yalı satın alanlar artıyor
2010 yılının ikinci yarısından itibaren yalı satın alan işadamlarının sayısındaki artış da dikkati çekiyor. Her ne kadar gündemde ekonomik durgunluk olsa da yıl içinde pek çok yalı el değiştirdi.
2011’de ise Anadoluhisarı’nda yer alan Zarif Mustafa Paşa Yalısı Mehtabiye Köşkü, Murat Karamancı tarafından satın alındı. Boğaz’da yalı alım operasyonuna imza atan isimlerden biri de Altınbaş Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı İmam Altınbaş oldu. Altınbaş, Beykoz’daki yaklaşık 200 yıllık geçmişe sahip Hamlacıbaşı Yalısı’nı 7 milyon TL’ye satın aldı.
Sembol: Lüks otomobilin
Başbakan Erdoğan’ın “Kalkıp da Porsche kullanacağına Fiat’a, Volkswagen’e bin” açıklamasına rağmen ortada bir gerçek var ki, varlıklı kişiler lüks otomobil tutkunu. İşte bu nedenle ilk 8 ayda toplam otomobil pazarı yüzde 38 büyürken, lüks otomobil satışlarındaki büyüme yüzde 43’ü bulmuş durumda.
Her ne kadar lüks otomobil merakıyla en çok konuşulan isim müteahhit Ali Ağaoğlu olsa da dünyada olduğu gibi Türkiye’deki varlıklı pek çok kişinin en büyük ilgi alanı otomobil. Teknoloji ve tasarımı ile en çok sahip olunmak istenen otomobil ise hiç kuşkusuz Bugatti Veron. Yıllık maliyeti jetten daha pahalı olan bu otomobili, Bentley Azure ve Lamborghini takip ediyor. Ancak “En Zengin 100 Türk” ismin kullandığı otomobil markaları olarak karşımıza daha çok BMW, Mercedes, Porsche, Audi ve Volvo çıkıyor.
Gözden uzakta tatil
Dünyada varlıklı insanların en çok para harcadığı lüks seyahat ve konaklama, zengin Türklerin de önemli harcama kalemlerinden. Zengin Türklerin krizde de kriz sonrasında da seyahat alışkanlıklarından ve standartlarından asla vazgeçmediğini dile getiren Classic Travel – A Virtuoso Agency Seyahat Danışmanı Koray Şahmalı, ancak kamuoyu önündeki imajlarına bu kişilerin dikkat ettiklerini ve daha seçici taleplerde bulunduklarını belirtiyor. Krizle beraber fiyat düşürme yolu ile daha fazla ziyaretçi çekme yöntemini seçen marka ve destinasyonlardan uzak kalmayı tercih ettiğinin üzerinde duran Şahmalı, zengin Türkler’in seyahat alışkanlıklarındaki değişimle ilgili şu bilgileri veriyor:
“Zengin Türkler, listelerinde hep yer alan ama erteledikleri Peru, Seychelles gibi uzak, ancak mevcut lüks markaların cazip teklifler sundukları destinasyonlara yöneldiler. Ürünlerini zenginleştiren lüks markalar, zengin Türklerin tercihi oldu. Yeni markalar denemeye başladılar ve aldıkları hizmetlerde çok daha talepkar oldular. Zengin Türkler’in seyahat sıklığında ilk anda bir duraksama olsa da yıl genelinde bir azalma olmadı.”
Telefon ve televizyon
Teknoloji ise varlıklı kişilerin olmazsa olmazları. Zira cep telefonu, dizüstü bilgisayar veya tablet bilgisayarları herkes gibi onların da hayatlarının bir parçası. Kendileri olmasa da çocuklarının direktifleriyle yeni modelleri takip edip, bunlara hemen sahip oluyorlar. Telefonda en çok kullanılanlar tabii ki akıllı telefonlar. Bir kısmı I-phone, bir kısmı ise BlackBerry kullanıcısı.
Dünyanın en pahalı telefonu Goldvish’i kullanan var mı bilmiyoruz ama yine lüks tutkunlarının vazgeçemediği Vertu’nun farklı modellerini kullanan kişilerin sayısı da gittikçe artıyor. Türkiye’de satılan en pahalı telefon markası olarak bilinen Vertu’nun en pahalı telefonunun 180 bin TL’ye satışa sunulan Vertu Signature Diamonds olduğunu hemen belirtelim.
Türkiye’nin en varlık ailelerinin birçoğunun evinde bir oda, ev sinema sistemiyle donatılmış. Bang&Olufsen bu anlamda tasarım sevenlerin en çok tercih ettiği marka olarak ön plana çıkıyor. Markanın geçen yıl pazara sunduğu dev plazması 250 bin TL’ye ulaşan fiyatıyla dikkatleri çekiyor.
Moda da vazgeçilmezler
Varlıklı kişilerin lüks harcamaları içinde para harcadıkları kalemlerden bir diğeri moda ve aksesuar. Ne olursa olsun zenginler, klasik hale gelmiş Channel, Hermes, Dior, Marni, Balenciaga, Missoni, Prada, Louis Vitton, Armani, Jill Sander, Tom Ford gibi lüks moda markalarından vazgeçmiyor.
Özellikle dünyaya yön veren politikacıların ve işadamlarının tercihi olarak adını duyurmayı başaran Brioni ve Kiton gibi markalar erkeklerin tercihleri arasında her zamanki gibi ön sıralarda yer alıyor.
Kadınların giyim tercihlerinde ise öne çıkan markalar kişiye göre farklılık gösterebiliyor. Kimi Prada’dan kimi Channel’den vazgeçemiyor. Ancak Armani, Gucci, Oskar de La Renta, Balmain gibi markalara ilgi olduğu gibi bu kişiler dünyaca ünlü modacıların tasarımlarından parçalar edinmeyi de ihmal etmiyor.
http://www.ekonomist.com.tr
Haber : Ekonomist Online / 20.11.2011
Türkiye büyüyor, zenginleşiyor. 10 yıl önce dolar bazlı gayri safi milli hasılamız (GSMH) 200 milyar dolar civarındaydı. Geçen yıl ise bu rakam yaklaşık 800 milyar dolara olarak gerçekleşmişti. Bu yıl bunun biraz daha büyümesi bekleniyor.
Şunu vurgulamakta fayda var; Buradaki matematiksel artışın yüksek görünmesini biraz da 2001 krizinde doların aşırı değerlenmesiyle açıklamak gerekiyor. Yoksa GSMH’deki 10 yıllık enflasyondan arındırılmış reel artışın yüzde 35-40 civarında olduğunu söylemek daha doğru olur. Yine de, Türkiye ekonomisinin büyüdüğünü, bunun da toplumun tüm katmanlarına doğru az ya da çok bir gelir artışı şeklinde yansıdığını söyleyebiliriz. Geçen 10 yıl içinde Türkiye’nin zenginlerinin de hem sayısı arttı hem de sahip oldukları servet. Ekonomist’in bu araştırmayı ilk yaptığı yıl olan 2004’te “En Zengin 100” listesinin en tepesindeki gelir dilimini “2 milyar dolar ve üstü’ olarak sınıflamıştık. Geçen yıl listenin zirvesini temsil edenlerin gelir dilimini tanı mlamak için ise ’10 milyar dolar ve üstü’ tanımını kullanmışız. Bu tanımlamalar ve gelir dilimleri aşağıya kadar benzer artışlarla gitmiş. Örneğin 2004 yılında en alt dilimini oluşturan grup 90-100 arasındaydı ve sahip oldukları servet 200-300 milyon dolar olarak belirlenmişti. Bu yılki bu sıralamayı tanımlayan servet ise 300-500 milyon dolardı.
Zengin nüfusumuz 9 bin
Türkiye’nin en zenginleri tabii ki bu 100 kişi ve aileden oluşmuyor. İstatistikler Türkiye’nin en varlıklı, yani milyoner tabir edilen, harcama konusunda hiçbir sıkıntısı olmayan aile sayısını 2 bin 200-2 bin 300 arasında olduğunu gösteriyor. ‘En zengin’i temsil eden nüfus ise 9 bin civarında. Bu nüfusun yıllık ortalama gelir hanesine bakıldığında 250 binin üzerinde bir rakam görülüyor. Türkiye ortalamasının 10-40 bin arasında değiştiği düşünüldüğünde yaklaşık 10 misli bir farktan söz edilebilir.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da En Zengin-100 araştırmasına başlarken, baktığımız önemli verilerden biri de İMKB oldu. Türkiye’de halka açık şirket sayısı hala çok fazla değil, 350’lerde. Ancak Koç, Sabancı, Ülker, Doğan, Doğuş, Enka, Anadolu, Çukurova, Tekfen, Enka, Eczacıbaşı gibi Türkiye’de zenginliğin simgesi olmuş ailelerin holdinglerinin ve veya iştiraklerinin önemli bir kısmının halka açık olduğunu da belirtmek gerekiyor. İlk çıkış noktamız, yani listenin omurgasını, bu verileri inceleyerek oluşturuyoruz.
İMKB’de eridiler
Bu yılki İMKB verileri incelendiğinde ‘En Zenginlerimizin’ aktif de olsa biraz yoksullaştığını görüyoruz. Sonuçta geçen yıl bu çalışmayı yaptığımızda İMKB Ulusal 100 Endeksi 69.000 seviyelerdeydi ve bugün endeks bu seviyelerden yüzde 18 gerilerde. Bunun yanında geçen yıl bu çalışmayı yaptığımızda dolar kuru 1.45’li seviyelerdeydi. Bu gün ise 1.80 seviyelerinde. Bu da kurlarda yüzde 20’nin üzerinde artışa işaret ediyor. Hem İMKB’deki değer kaybı hem de kurlardaki yükseliş dikkate alındığında dolar bazında İMKB’de halka açık şirketlerin piyasa değerlerinde yüzde 25-35 arasında erimeler olduğunu belirtmek gerekiyor. Zaten bunu rakamlarda açıkça görmek mümkün.
Bu çalışmayı yaptığımız geçen hafta itibarı ile Koç Grubu’nun geçen yılki serveti 25.8 milyar dolardan, 19.5 milyar dolara inmişti. Yine Sabancı Holding’in ve iştiraklerinin değeri geçen yıl bu zamanlarda 20.7 milyar dolardı. Bugün isi 12.8 milyar dolar seviyesinde. Doğuş Grubu’nun borsadaki şirketinin değeri 5.7 milyar dolardan 3.5’e, Enka’nın 5.7’den 3.9’a ve Eczacı- başı’nın değeri de 1 milyar dolardan 750 milyon dolara kadar gerilemiş. Tabii bu en zenginlerin yegane servetleri İMKB’de halka açık şirketlerinin değeri değil. Gayrimenkul varlıkları ve ellerinde bulunan nakit tahminleriyle de hareket ettik. Aynı zamanda özel bankacılık alanının önde gelen isimleriyle de konuşarak, yaklaşık servetlerine ulaşmaya çalıştık ve sonuçta ortaya bu yılın listesini çıkardık.
Nasıl yaşarlar?
Peki zenginlik nasıl bir yaşam biçimini beraberinde getiriyor? Rahmi Koç’un en sevdiği ve “Hayır” diyemeyeceği tek yemek kuru fasulye-pilav. Ali Sabancı arkadaşlarıyla henüz keşfedilmemiş, lezzetli yemekleri olan, salaş restoranlarda buluşmayı seviyor. Mustafa Taviloğlu’na bir balıkçı barınağında rastlayabilirsiniz, ya da Ferit Şahenk’i kebapçıda... Ancak bu örnekler varlıklı kişilerin lüksü sevmediği anlamına gelmiyor. Zengin kişiler hala geleneksel lüks ürünleri almaya devam ediyor. Öyle ki krizde dahi lüks harcamalarda bir düşüş görülmüyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki dünyada lüks tüketim pazarı geçen yıl 1 trilyon Euro’ya ulaştı. Yönetim danışmanlığı şirketi The Boston Consulting Group'un (BCG) hazırladığı 'Lüksün Yeni Dünyası' adlı rapora göre, lüks harcamalar arasında birinci sırada 270 milyar Euro ile lüks seyahat ve konaklama, ikinci sırada 250 milyar Euro ile lüks otomobiller, üçüncü sırada 100 milyar Euro ile lüks teknoloji ürünleri yer alıyor. Sektörün geriye kalan bölümü ise lüks yeme-içme, lüks mobilya ve diğer lüks tüketim kategorilerinden oluşuyor.
Zenginimiz artıyor
Yine aynı rapora göre, lüks tüketim pazarında bazı temel trendlerin öne çıktığı görülüyor. Buna göre, müşteriler gösterişli lüks ürün değil, lüks deneyim istiyor. Bir başka trend ise lüksün, gelişmekte olan pazarlara kayıyor olması. Lüks tüketim bugüne dek hep Londra, New York, Paris, Milano ve Tokyo gibi merkezlerle özdeşleştirilirken, günümüzde bu durum hızla değişiyor.
Bugün Çin'de tam 670 bin milyoner hane olduğu ve dünyada daha çok milyoner haneye sadece Amerika ve Japonya’nın sahip olduğu bilgisi varlık raporlarında yer alıyor. Önümüzdeki yıllarda Çin, Rusya ve Türkiye gibi gelişmekte olan pazarların küresel lüks tüketim pazarındaki önemlerini hızla artırması bekleniyor. Bu da beklentinin Türkiye’den yeni zenginlerin çıkması olduğunu gösteriyor.
Artık fiyat önemli
BCG raporuna göre kriz döneminde lüks perakende şirketlerinin önemli bir bölümü, fiyatlarında yüzde 80’e varan indirimler yaptılar. Bu indirimler lüks ürün üreticilerinin ve perakendecilerinin kâr marjlarının çok yüksek olduğuna dair algılara neden oldu. Bu farkındalık en varlıklı müşterilerin bile harcama yaparken fiyata daha çok önem veren bir yaklaşıma sahip olmalarına yol açtı.
Bu nedenle de, müşterilerin yüksek fiyatlar ödeyip satın aldıkları ürün ve hizmetlerin bu bedelleri gerçekten hak ettiği konusunda hiçbir şüphe duymamaları gerekiyor. Bu algıyı yönetmek, önümüzdeki dönemde daha da önem kazanacak.
Para çok, zaman yok
Peki ya Türkiye’nin zenginlerinin tüketim alışkanlıkları krizle beraber nasıl değişti? Bu kişilerin satın alma davranışlarındaki en önemli değişikliğin alınan her şeyden değer ve keyif aramaları olduğunu söyleyen Lüks Danışmanı Özlem Güsar, “Artık parayı mutlu olmak için harcamıyorlar, mutlu olduklarında para harcıyorlar” diye konuşuyor. Bunun lüks endüstrisinin dinamiklerini oldukça etkileyen büyük bir dönüşüm yaratacağını ifade eden Güsar, konuşmasını şöyle sürdürüyor:
Bugünün zenginlerinin hayatlarına bakıldığında ‘Parası çok zamanı yok’ gerçeği ile karşılaşıyoruz. Zirvedekilerin hayatını özetlemek gerekirse; aşırı rekabetçi, hayallerle dolu, çevreye duyarlı, özgünün peşinde, keyiften hoşlanan, sanatla iç içe ve statüden vazgeçmeyen bir profilden bahsetmek mümkün. Enteresan rakamlardan biri şu; yüzde 86’sı iyi fiyatlandırmasıyla bilinen mağazalardan alışveriş yapmayı tercih ediyor. Burada en önemli şey bu ürün bu paraya değer duygusu. Yani dünyadaki varlıklı insanlarla aynı düşünce yapısındalar.”
Bir başka gelişme de sürdürülebilir lüks ve çevre konusunda duyarlı olan lüks markalara kayış. Güsar Türkiye’de de bu trendin yakın zamanda daha da yaygınlaşmasını beklediğini söylüyor.
Harcamalara bakıldığında ise dünyadaki varlıklı insanların harcama kalemleriyle Türk zenginlerinki birbirinden farklılık gösteriyor. Örneğin Türk zenginler evlerine daha çok para harcıyor.
Şehre yakın oturuyorlar
Türkiye’nin en zengin 100 ismi arasında yer alan pek çok kişi ve aile, ağırlıklı Bebek, Tarabya, Yeniköy, Vaniköy, Kanlıca gibi semtlerde yer alan yalı ve köşklerde oturuyor.
Suzan Sabancı Dinçer, Yalçın Sabancı, Demir Sabancı, Demet Sabancı, Mustafa Koç, Ömer Koç, Suna Kıraç, Haydar Akın, Murat Ülker, Ali Ağaoğlu, Cem-Ümit Boyner, Ali Kibar, Erdoğan Demirören ve Nezih Barut yalı sahibi isimlerden birkaçı. Boğaz kıyısında villa ve köşkte yaşamayı tercih eden kişiler olarak Ferit Şahenk, Hüsnü Özyeğin, Ahmet Nazif Zorlu, Bülent Eczacıbaşı, Tuncay Özilhan, Şarık Tara, Ali Dinçkök ve Ömer Dinçkök öne çıkıyor.
Zekeriyaköy ve Kemerburgaz da oturmak için seçilen lokasyonlar arasında. Sarıyer’in en eski köylerinden biri olan ve kiraz ağaçları kadar yeşiliyle de göz alan Zekeriyaköy’de çok sayıda ismin evi bulunuyor. Hem şehir merkezine yakın hem de şehirden uzak yeşillikler içinde yaşamayı tercih edenler ise Kemerburgaz’ı tercih ediyor. Hamdi Akın ve Çetin Nuhoğlu dışında bu semtte pek çok holdingin CEO’su da ikamet ediyor.
Yalı satın alanlar artıyor
2010 yılının ikinci yarısından itibaren yalı satın alan işadamlarının sayısındaki artış da dikkati çekiyor. Her ne kadar gündemde ekonomik durgunluk olsa da yıl içinde pek çok yalı el değiştirdi.
2011’de ise Anadoluhisarı’nda yer alan Zarif Mustafa Paşa Yalısı Mehtabiye Köşkü, Murat Karamancı tarafından satın alındı. Boğaz’da yalı alım operasyonuna imza atan isimlerden biri de Altınbaş Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı İmam Altınbaş oldu. Altınbaş, Beykoz’daki yaklaşık 200 yıllık geçmişe sahip Hamlacıbaşı Yalısı’nı 7 milyon TL’ye satın aldı.
Sembol: Lüks otomobilin
Başbakan Erdoğan’ın “Kalkıp da Porsche kullanacağına Fiat’a, Volkswagen’e bin” açıklamasına rağmen ortada bir gerçek var ki, varlıklı kişiler lüks otomobil tutkunu. İşte bu nedenle ilk 8 ayda toplam otomobil pazarı yüzde 38 büyürken, lüks otomobil satışlarındaki büyüme yüzde 43’ü bulmuş durumda.
Her ne kadar lüks otomobil merakıyla en çok konuşulan isim müteahhit Ali Ağaoğlu olsa da dünyada olduğu gibi Türkiye’deki varlıklı pek çok kişinin en büyük ilgi alanı otomobil. Teknoloji ve tasarımı ile en çok sahip olunmak istenen otomobil ise hiç kuşkusuz Bugatti Veron. Yıllık maliyeti jetten daha pahalı olan bu otomobili, Bentley Azure ve Lamborghini takip ediyor. Ancak “En Zengin 100 Türk” ismin kullandığı otomobil markaları olarak karşımıza daha çok BMW, Mercedes, Porsche, Audi ve Volvo çıkıyor.
Gözden uzakta tatil
Dünyada varlıklı insanların en çok para harcadığı lüks seyahat ve konaklama, zengin Türklerin de önemli harcama kalemlerinden. Zengin Türklerin krizde de kriz sonrasında da seyahat alışkanlıklarından ve standartlarından asla vazgeçmediğini dile getiren Classic Travel – A Virtuoso Agency Seyahat Danışmanı Koray Şahmalı, ancak kamuoyu önündeki imajlarına bu kişilerin dikkat ettiklerini ve daha seçici taleplerde bulunduklarını belirtiyor. Krizle beraber fiyat düşürme yolu ile daha fazla ziyaretçi çekme yöntemini seçen marka ve destinasyonlardan uzak kalmayı tercih ettiğinin üzerinde duran Şahmalı, zengin Türkler’in seyahat alışkanlıklarındaki değişimle ilgili şu bilgileri veriyor:
“Zengin Türkler, listelerinde hep yer alan ama erteledikleri Peru, Seychelles gibi uzak, ancak mevcut lüks markaların cazip teklifler sundukları destinasyonlara yöneldiler. Ürünlerini zenginleştiren lüks markalar, zengin Türklerin tercihi oldu. Yeni markalar denemeye başladılar ve aldıkları hizmetlerde çok daha talepkar oldular. Zengin Türkler’in seyahat sıklığında ilk anda bir duraksama olsa da yıl genelinde bir azalma olmadı.”
Telefon ve televizyon
Teknoloji ise varlıklı kişilerin olmazsa olmazları. Zira cep telefonu, dizüstü bilgisayar veya tablet bilgisayarları herkes gibi onların da hayatlarının bir parçası. Kendileri olmasa da çocuklarının direktifleriyle yeni modelleri takip edip, bunlara hemen sahip oluyorlar. Telefonda en çok kullanılanlar tabii ki akıllı telefonlar. Bir kısmı I-phone, bir kısmı ise BlackBerry kullanıcısı.
Dünyanın en pahalı telefonu Goldvish’i kullanan var mı bilmiyoruz ama yine lüks tutkunlarının vazgeçemediği Vertu’nun farklı modellerini kullanan kişilerin sayısı da gittikçe artıyor. Türkiye’de satılan en pahalı telefon markası olarak bilinen Vertu’nun en pahalı telefonunun 180 bin TL’ye satışa sunulan Vertu Signature Diamonds olduğunu hemen belirtelim.
Türkiye’nin en varlık ailelerinin birçoğunun evinde bir oda, ev sinema sistemiyle donatılmış. Bang&Olufsen bu anlamda tasarım sevenlerin en çok tercih ettiği marka olarak ön plana çıkıyor. Markanın geçen yıl pazara sunduğu dev plazması 250 bin TL’ye ulaşan fiyatıyla dikkatleri çekiyor.
Moda da vazgeçilmezler
Varlıklı kişilerin lüks harcamaları içinde para harcadıkları kalemlerden bir diğeri moda ve aksesuar. Ne olursa olsun zenginler, klasik hale gelmiş Channel, Hermes, Dior, Marni, Balenciaga, Missoni, Prada, Louis Vitton, Armani, Jill Sander, Tom Ford gibi lüks moda markalarından vazgeçmiyor.
Özellikle dünyaya yön veren politikacıların ve işadamlarının tercihi olarak adını duyurmayı başaran Brioni ve Kiton gibi markalar erkeklerin tercihleri arasında her zamanki gibi ön sıralarda yer alıyor.
Kadınların giyim tercihlerinde ise öne çıkan markalar kişiye göre farklılık gösterebiliyor. Kimi Prada’dan kimi Channel’den vazgeçemiyor. Ancak Armani, Gucci, Oskar de La Renta, Balmain gibi markalara ilgi olduğu gibi bu kişiler dünyaca ünlü modacıların tasarımlarından parçalar edinmeyi de ihmal etmiyor.
http://www.ekonomist.com.tr
İtalya'daki kriz, Türkiye'yi vurur mu ?
İtalya'daki krizin etkilerinin neler olacağı merak ediliyor..
Haber : Kıvanç Özvardar
Euro Bölgesi, borç ve durgunluk sarmalından çıkmaya çalışırken, sorunlar her geçen gün yeni bir boyut kazanıyor. Dünyanın en güvenilir kurum ve devletlerinin sorgulanmaya başlandığı bu dönemde azami güven arayışı, dünya ekonomi ve ticaretini yeniden şekillendiriyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bizi Avrupa Birliği’ne almayan ülkeler düşünsün” sözleriyle değerlendirdiği Euro Bölgesi’nde yaşanan ciddi ekonomik sıkıntılar, Türkiye’yi teğet geçecek mi? Farklı yönelimlerine rağmen hala en büyük ticaret ortağı olduğu Avrupa Birliği’ndeki bu süreçten Türkiye’nin nasıl etkileneceği sorusu gündemdeki yerini her geçen gün biraz daha güçlendirerek koruyor.
Bunun nedeni, hiç kuşkusuz Euro krizinin son aktörünün İtalya olması. TÜİK verilerine göre İtalya, bu yılın ilk dokuz ayında Almanya, Rusya ve Çin’den sonra Türkiye'nin en çok ihracat yaptığı dördüncü ülke konumunda. Türkiye, İtalya'ya söz konusu dönemde dönemi toplamında 6,1 milyar dolar ihracat yaparken, aynı dönemde İtalya'dan 10, 2 milyar dolar tutarında ithalat yapıldı. İtalya, aynı zamanda Ocak- Temmuz 2011 döneminde ise Türkiye'nin yüzde 5,8 ile en fazla ithalat yaptığı beşinci ülke.
Borç oranı yüksek
Ticaretimizde böylesine önemli bir yeri olan İtalya, son dönemde Euro Bölgesi borç krizinin öne çıkan ülkelerinden. İtalya'nın milli gelirinin yüzde 119'una ulaşan borçlar (1.9 trilyon Euro) kriz alarmı verirken, piyasalardaki gerginlik Yunan Başbakan Yorgo Papandreu'dan sonra İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'nin de görevinden ayrılmasına neden oldu. Borsada sert düşüşlerin yaşandığı, İtalyan devlet tahvillerinin yüksek faizlere ulaştığı bugünler, "kriz bu ülkeye sıçradı" endişelerini güçlendiriyor.
Euro Bölgesi'nin üçüncü en büyük ekonomisi olan İtalya, Yunanistan'dan sonra borç oranı en yüksek ülke. Uzmanlar, küçük ülkeler Yunanistan veya Portekiz'in borç sorununun yeni yapılandırmalarla içinden çıkılabileceğini, ancak krizin İtalya ve İspanya gibi büyük ekonomilere sıçramasının ciddi sorunlar yaratacağını vurguluyor. Eurasia analisti Antonio Barrosso, reform yanlısı hükümetlerin iktidara gelmesine bile piyasaların kalıcı bir olumlu tepki vermemesi, krizin Euro bölgesi ülkelerinden de büyük olduğu anlamına geldiği uyarısında bulunuyor.
“Hastalık bize de bulaşır”
Ancak süreçten özellikle ülkemiz adına umutlu olanlar da var. "Avrupa hastalanırsa bize de bulaşır" diyen DEİK Türk-İtalyan Konseyi Yönetim Kurulu üyesi ve Fontana Pietro Kalıp Sanayi ve Ticaret şirketi CEO'su Selçuk Saraçoğlu, her yeni değişikliğin bir fırsat yarattığını hatırlatıyor. Avrupa'nın sorunlarını halledebileceğini ifade eden Saraçoğlu, "Hemen ‘Avrupa battı’ diyemeyiz. Bir çare bulacaklardır, fakat 10 yıla sığabilir" diyor. İhracat piyasalarımızı biraz küçüleceğini öngören Saraçoğlu, Türkiye'nin artık ürünlerini daha inovasyona, el emeğinden çok beyin gücüne dayalı üreteceğini ve pazarlarını çeşitlendireceğini ifade ederek, süreçten umutlu olduğunun altını çiziyor.
Cargonel SRL şirketi CEO’su Bülent Tezcan da bu süreçten olumlu sonuçlar çıkacağına katılıyor. İki ülke arasındaki ticari ilişkilerin İtalya'da ortaya çıkacak olası bir durgunluktan etkilenmeyeceğini, aksine Türkiye'de talebin bu şekilde yüksek devam ettiği takdirde iş hacminde resesyondan dolayı oluşacak fiyat gevşemelerinden dolayı artış bile olabileceğinin altını çiziyor. Tezcan’a göre ikili ilişkileri sıkıntıya sokacak şey, Türkiye'nin Haziran 2011'e kadar uyguladığı değerli TL politikasına dönmesi olabilir, bu durumda ihracatımızın gerileyebileceğini ifade ediyor: "Nitekim bu yıl ilk beş ayda İtalya'ya ihracatta önemli tıkanıklık vardı."
Türkiye cazip
Genel olarak İtalyan şirketleri için teknoloji transferi anlamında üretim ve hizmet anlamında atılımdaki Türkiye'nin hala yatırım yapılabilecek en iyi ülkelerden biri olduğu görüşü hakim. Roma'daki İtalya-Türkiye Dostluk Birliği Başkan Yardımcısı Ömer Engin As, İtalyan girişimciler için en iyi olanaklardan biri Türk şirketler aracılığıyla ürünlerini geleneksel olmayan, alternatif ülkelere satmaları olacağına dikkat çekiyor. Türkiye'nin bu kriz döneminde İtalyan girişimcisi için bir fırsat, bir nefes alma alanı olacağını söyleyen As, "Türkiye’ye kriz uğramadıkça İtalya ile Türkiye arasındaki ticari ve ekonomik ilişkiler zor bir döneme girmeyecek. İlişkilerin geleceği yalnızca İtalyan girişimcilerin Türkiye'ye güvenine değil, Türk girişimcilerin de bu zor süreçte İtalya'ya yatırım yapma cesareti ve ilgisine bağlı. Siyaset uzlaşma sanatıysa, ticaret de karşılıklı yarar sanatıdır" diyor.
İmalat ve hizmetteler
As’ın işaret ettiği gibi İtalya’daki Türk yatırımları az. İtalya’nın enerji alışverişi yapılan ülkeler hariç üçüncü büyük ticari partneri olan Türkiye’de kayıtlı şirketlerin Hazine Müsteşarlığı verilerine göre 40 ortaklık veya iştiraki bulunuyor. Söz konusu ortaklık ve iştiraklerin toplam sermaye stoku 120 milyon dolar seviyesinde. Türkiye’de faaliyette bulunan İtalyan firmaların sektörel dağılımına bakıldığında ise neredeyse tamamı hizmetler ve imalat sektöründe. İmalat sanayinde ağırlıklı olarak gıda, hazır giyim, kimyasal ürünler, elektrik-elektronik, makine, mobilya, demir-çelik sanayi, taşıt araçları imalat ve taşıt araçları yan sanayi öne çıkıyor. Hizmetler sektöründe ise ticaret, turizm, haberleşme, bankacılık ve yatırım finansmanı alt sektörlerinde yoğunlaştıkları dikkat çekiyor.
Krize ilişkin İtalya’daki girişimciler arasında ise genel olarak İtalya’da sorunun kısa vadede oluşmadığı, aslında sorunun başlangıcının İtalya’nın Euro Bölgesi’ne dahil olup İtalyan liretinden çıkması olduğu görüşü yaygın. Bu durumun İtalyan ekonomisinin en önemli avantajını yitirmesine yol açtığı, fiyatlar yükselirken teknoloji ve üretim yapısının aynı kaldığı belirtiliyor. İtalya’nın güçlü olduğu ürün gamında üretim, böylece Çin, Hindistan, Türkiye gibi ülkelere kaymıştı.
Sıradaki İspanya mı?
Finans piyasalarına baktığımızda ise İtalya’daki borç krizi, Türkiye’yi etkiledi bile. Arkasında siyasi bir güçlü irade bulunamayan Euro’ya yönelik artan endişeler, geçen hafta sorunlu ülkeler dışındaki ülkelerin de tahvil faizlerinde yükselişlere neden oldu. İspanya, Belçika ve Fransa’nın faizlerinde hızlı yükselişler yaşanırken, mevcut konjonktür, kısa vadeli rahatlamalar olsa da piyasaların diken üstünde kalmaya devam edeceğine işaret ediyor.
Fransa ve Almanya tahvilleri arasındaki getiri farkının 200 baz puana yaklaşmasının ardından geçen hafta Euro, 1.3437 dolara gerileyerek bir aydan uzun bir sürenin en düşük seviyesini gördü. Türk mali piyasaları da bu havadan olumsuz etkileniyor. Merkez Bankası'nın TL’yi savunmak üzere likiditeyi kısıtlı tutmaya devam etmesi olası görülüyor. Dolar/TL kurunda kısa vadede yön yukarı görünüyor. Risk ve yatırım iştahıyla ilgili gelişmeleri bekleyip göreceğiz.
Haber : Kıvanç Özvardar
http://www.ekonomist.com.tr
1 Aralık 2011 Perşembe
vicdani redci hapis yatıp askerlikten muaf olacak
Genelkurmay evet dese ne olur hayır dese ne olur
Bedelli askerlik yasasının görüşmelerinde muhalefet, bu konuda Genelkurmay Başkanlığı’nın görüşünün alınıp alınmadığını sordu.Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, “Muhakkak ki bu yasayla en ilgili olan kurum Genelkurmay Başkanlığı. Tabii ki görüşü alınmıştır ve kendisi de bu konuda çok hassastır, onu da bilmek lazım” dedi. Yılmaz, muhalefetin itirazları üzerine şöyle devam etti: “Ne istediğinizi net söyleyin. Önce demokrasi mi istiyorsunuz, önce hukuk mu istiyorsunuz, önce siyasi muhatap mı istiyorsunuz, yoksa... Ne istediğinizi bilelim ki ona göre cevap verelim. Siz Genelkurmay’dan doğrudan görüşünü mü öğrenmek istiyorsunuz? Genelkurmay ‘evet’ dese ne olacak, ‘hayır’ dese ne olacak? Bununla sizi ne değiştirecekler? Bundan ne kabul edeceksiniz? Son söz milletvekiline, TBMM’ye ait değil midir? Genelkurmay Başkanımız çok güzel bir açıklama yaptı. ‘Bununla
ilgili en güzel neticeyi, son, nihai kararı TBMM verecektir. Bizim hassasiyetlerimiz bellidir’ dedi. Bu sözün üstüne daha hangi sözün söylenmesini istersiniz?”
MECLİS'TE BEDELLİ ASKERLİK TASARISI GÖRÜŞÜLDÜ - FOTOGALERİ
Ben askere giderdim
Zaman zaman tansiyonun da yükseldiği, renkli tartışmaların olduğu 12 saatlik maratonunun ardından yasalaşan bedelli uygulamasını, “Devletin vatandaşıyla barışı” diye niteleyen Yılmaz, “Ücret yüksek” eleştirilerine de, “Tabii ‘Zenginimiz bedel verir, yoksulumuz, askerimiz fakirdendir’ diye... Osmanlı döneminden de çıkan bir sözdü. Bu dönem de... Bir gerçeklik de var. Ancak şunu söyleyeyim ki, zengin olup da askere giden de var benim bildiklerim. Dolayısıyla kesin böyle bir ayrım yok ama böyle bir imkan var. Biz bir genel ilke koyuyoruz. Bu genel ilkeden hangi vatandaş faydalanırsa. Bunun içerisinde milletvekilinin oğlu da varsa faydalanır, Vanlı kardeşim de varsa faydalanır. Burada verilen bir seçenektir. Benim imkanım olsaydı, askere gitmeyi tercih ederdim” dedi.
Vicdani ret cezası
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, hükümetin vicdani ret çalışmasına ilişkin de şu bilgiyi verdi: “Hem Adalet Bakanımızın dediği hem bizim arkadaşların ortak
çalıştığı, diyoruz ki: Bu gibi ‘Ben askere gitmeyeceğim veya üniforma giymeyeceğim’ diyen insanlar için bir ceza yani her seferinde 3 yıl, 5 yıl, 3 yıl, 5 yıl değil. Bir ceza vereceğiz, o cezayı hapiste çektikten sonra da askerlikten muaf olacak. Düzenleme budur, bununla ilgili bir çalışma yapılacak.”
Bedelli yorgunları
BEDELLİ askerlik TBMM’de yaklaşık 12 saat süren maratonla sabahın ilk ışıklarında yasalaştı. Yorgunluğa yenik düşten vekillerden bazıları, sıraların üzerine kafalarını koyarak dinlenirken, bazıları ise koltuklarında geriye yaslanarak uyukladılar. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Milli Savunma Komisyonu Başkanı Oğuz Kaan Köksal ve komisyon üyesi Şirin Ünal, zaman zaman gözlerini kapatarak dinlenmeyi tercih etti. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız da yorgun düşenler arasındaydı.
1982 doğumluların tamamı yararlanabilecek
30 yaşa 30 bin TL karşılığı bedelli askerlik olanağı sağlayan yasadaki yaş sınırı son anda 31 Aralık 2011’e çekilerek 1982 doğumluların tamamı kapsama alındı. Çürük raporu alanlara da yaş sınırına bakılmaksızın 30 bin TL’lik ücreti ödemek koşuluyla bedelli olanağı sağlandı. 6 ay içinde başvuru koşulu getirilirken, ücretin yarısı peşin, kalanı 6 ay içinde ödenebilecek. Bedelliler 21 günlük temel eğitimden de muaf olacak. İlk haliyle 460 bin kişiyi kapsayacağı açıklanan yasadaki yaş sınırı değişikliğinin 10-15 bin kişiyi daha kapsama alacağı belirtildi. Yasadan yararlananlar hakkında saklı, yoklama kaçağı ve bakayadan dolayı idari ve adli kovuşturma yapılmayacak, başlatılmış olanlar sona erdirilecek. Yasayla, yurtdışında çalışanlara ilişkin askerlik yaş sınırı da kaldırıldı. Yurt dışında en az üç yıl çalışarak dövizli askerlik hakkına sahip olanlar, yaş sınırı olmaksızın 10 bin Euro bedelle yine 21 günlük temel eğitimden muaf tutularak askerlik görevlerini yapmış sayılacaklar. Ak Parti, 200 bin kişinin yararlanabileceği uygulamadan 6 milyar TL gelir bekliyor.
/www.hurriyet.com.tr
29 Kasım 2011 Salı
Türkler bu ülkeye kimlikle girecek
1996 tarihli vize anlaşmasına eklenen protokolle birlikte kimlikle seyahat 10 aralıktan itibaren yürürlüğe girecek ...
Gürcistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Nino Kalandadze, düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında Türkiye ile Gürcistan arasındaki 1996 tarihli vize anlaşmasına eklenen ve iki ülke arasında kimlikle geçişleri öngören protokolün 10 aralıktan itibaren yürürlüğe gireceğini bildirdi.
Kalandadze, 31 Mayıs 2011'de imzalanan söz konusu protokol gereği Türk ve Gürcü vatandaşların 10 Aralıktan itibaren pasaporta gerek duymadan Gürcistan ile Türkiye arasında kimlikle de seyahat edebileceklerini açıkladı.
Nino Kalandadze, söz konusu protokolün, ayrıca görev sırasında denizcilerin ve havacıların hizmet belgeleriyle de Türkiye'den Gürcistan'a, Gürcistan'dan Türkiye'ye giriş yapmalarını öngördüğünü ifade etti.
siyaset.milliyet.com
Gürcistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Nino Kalandadze, düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında Türkiye ile Gürcistan arasındaki 1996 tarihli vize anlaşmasına eklenen ve iki ülke arasında kimlikle geçişleri öngören protokolün 10 aralıktan itibaren yürürlüğe gireceğini bildirdi.
Kalandadze, 31 Mayıs 2011'de imzalanan söz konusu protokol gereği Türk ve Gürcü vatandaşların 10 Aralıktan itibaren pasaporta gerek duymadan Gürcistan ile Türkiye arasında kimlikle de seyahat edebileceklerini açıkladı.
Nino Kalandadze, söz konusu protokolün, ayrıca görev sırasında denizcilerin ve havacıların hizmet belgeleriyle de Türkiye'den Gürcistan'a, Gürcistan'dan Türkiye'ye giriş yapmalarını öngördüğünü ifade etti.
siyaset.milliyet.com
28 Kasım 2011 Pazartesi
İşin Kıral'ı açıkladı: En iyi satışçı hangi burçtan çıkar?
Türkiye’de klasik mobilya denilince akla ilk gelen markaya adını veren Fatih Kıral, hangi milletin nasıl mobilya sevdiğini, kendi başarı öyküsünü, Türkiye’nin kentleşme sürecine paralel gelişen dekorasyon sektörünü anlattı
Butik mobilya sektörünün köklü şirketi ‘Fatih Kıral Mobilya ve Dekorasyon’un sahibi Fatih Kıral konuşmayan patronlardan, söyleşi vermekten hoşlanmıyor. Nazardan korkuyor. “İsminizde hem Fatih hem Kıral vurgusu olunca insanlar korkmadan nasıl giriyorlar mağazanıza? Çok pahalı olduğunu düşünürüm hep mobilyalarınızın” diyorum. Tam da yarasına parmak basıyorum bilmeden...
“Mobilyanın taşınması, kurulması, garanti sürelerini ekleyince zincir mağazalarla aynı fiyata kanepe satıyorum. Ama ismim ve mağazalarımızın görkemi pahalı imajı uyandırıyor gerçekten. Daha geçen gün acaba mağazaların dekorasyonunu biraz daha mı vasat yapsak diye arkadaşlarla dertleştik” diyor.
Fatih Kıral 30’uncu yılını dolduruyor sektörde bu yıl. Dile kolay Türkiye’nin kentleşme tarihiyle paralel neredeyse. Nevi şahsına münhasır derler ya, farklı bir karakter. Çalışanlarını işe alırken, bölümlere yerleştirirken burçlarına da bakıyor. Zaman içinde bir burç hafızası oluşmuş. Hangi ünlü ismin hangi burçtan olduğunu ezbere biliyor.
Klasikle özdeşleşmiş
Fatih Kıral, Türkiye’de klasik mobilya deyince akla gelen ilk marka ama aslında mağazalarında ünlü Fransız, İtalyan, Amerikan markalarını da satıyor. Rixos, Pera Palas başta olmak üzere marka otellerin kral odalarını, süitlerini giydirmesiyle tanınıyor. Cemiyete mobilya veren Fatih Kıral ilk kez konuştu.
* Türkler ve mobilya denince aklınıza gelen ilk cümleler...
Biz Türklerin mobilya kültürü Dolmabahçe Sarayı’nın yapımından sonra başlamıştır. Ondan önce sedirler, divanlar ve radyo altı vardı mobilya olarak.
* Mobilya ekseninde bana bir Türkiye resmi çizebilir misiniz lütfen? 70’lerde kimler mobilya alıyordu?
70’li yıllarda da belli ölçüde lüks yaşam vardı tabii ama belirli ailelerdi bunlar. Mobilyayı yalılarda, villalarda oturanlar satın alırdı. 70’lerden sonra İstanbul’a göç başladı. Yeni semtler açıldı, ihtiyaçlar arttı.
* 80’ler peki?
Piyasa büyümeye başladı. Bağdat Caddesi’ne de mobilyacılar gelmeye başladı. Ben de Bağdat Caddesi’ndeki mağazalarımı bu dönemde açtım. Varlıklı kesimin yanında bir orta sınıf oluşmaya başladı. Mobilya lüks olmaktan çıktı. Anadolu’ya da yayılmaya başladı mobilya kültürü.
Marka dışarıda da tanınıyor
* Siz yerli üretim yanısıra mağazalarınızda lüks markaları da satıyorsunuz...
Dünyaca ünlü 20’yi aşkın markanın Türkiye temsilcisiyiz. Versace, Porsche, Provasi, Cesare Paciotti, Giorgio Collection, Natuica gibi. Aksesuarlar mesela porselen İtalyan bebekleri istedi müşterilerimiz, onu da getirdik. Ama biz daha çok yerli ürün ağırlıklıyız. 400’ün üzerinde farklı ürünü müşteriye sunabiliyoruz. 1000’in üzerinde kumaş ve 70’in üzerinde cila çeşidimiz var. Müşterinin isteğine göre fark almadan butik üretim de yapıyoruz. Amerika’nın en büyüğü Stanley’in her yaştan çocuk mobilyalarını satıyoruz. Mobilyanın aksesuarlarından, tekstil ürünleri, duvar kağıtlarına uzanan geniş bir ürün gamımız var.
* Sektörünüzde yurtdışında neler yaptınız?
Rusya, Kazakistan, Dubai, Azerbeycan’da büyük işler yapan bir grubuz. Bu bölgelerde iş yapan büyük inşaatçıların çoğu bizimle çalışır. Libya’da mesela inanılmaz projelere imza attık. Kongre merkezi, otel, şahıs villaları yaptık... 150 çok lüks villayı giydirdik mesela. O 150 villanın bir tanesi dahi yok şu anda. Dün Libyalı mimar geldi, “Yaptığınız herşey yıkıldı. Şimdi hepsi yeniden yapılacak” dedi. Üzücü tabii. Libya’da son dönemlerde öyle bir zenginlik oluşmuştu ki, hava taşımacılığı yoluyla gidiyordu siparişler.
* Türklerle Avrupalıların mobilya kullanım alışkanlıklarını karşılaştırdığınızda gördüğünüz çarpıcı farklılıklar neler?
Saltanattan gelmiş bir milletiz. Ne kadar değişsek de saltanata karşı bir ilgi, istek var. Lükse karşı bir arzumuz var millet olarak. Avrupalı daha minimalist, düz seviyor. Türkler oymalar, kakmalar, varak sever. Türk evleri gösterişlidir bu yüzden. Avrupa’da zenginliğini dışarı vuran insan azdır. Avrupa’nın kullanım standartları da farklıdır. Mesela Alman yumuşak koltukta oturmaz. Sert koltuk sever.
Amerikalı ise içinde kaybolacağı, yumuşak koltukta oturmayı sever. Konfor düşkünüdür. Türklerde Amerikalılar kadar olmasa da yumuşak koltuk sever. Ruslara düz bir şeyi mümkün değil sevdiremezsiniz, janjanlı mobilyaları çok rahat satarsınız ama.
Mağazada lüksü abarttık, imajımız ‘pahalı’ kaldı
* İsminiz çok korkutucu! Pahalı imajı veriyor...
Biz zincir mağazalardan çok da farklı fiyatlarla ürün satmıyoruz aslında. Mesela bir kanepeyi 6.000 TL’ye satıyoruz. Müşterinin evine götürüyoruz, kuruyoruz, garantisini veriyoruz. Zincirlerde ise raftadır mal. Buna rağmen 4 bin 500 TL’ye satıyorlar. Aldığınız ürünü taşıtıyorsunuz, ek maliyet. Evde kuramıyorsunuz, kurma hizmeti veriyorlar. Ona da ayrı bir ücret ödüyorsunuz. Üstelik aldığınız ürün için çok uzun bir garanti yaşamı da sunamıyorlar.
Böyle baktığınızda bizi geçiyor aslında fiyat. Buna rağmen bizim maalesef “pahalıdır” imajımız var. Belki mağazalarımız lüks, biraz abarttık mağazalarımızı yaparken! İsmimin bir etkisi olabilir, doğrudur. Hem Fatih hem Kıral! Biraraya gelince acayip bir enerji veriyor olabilir. Bir de biz çok klasik ve varaklı algılanıyoruz. Evet bu ürünler var ama bizde her tarz ürün var. İtalyan, Fransız, Amerikan, minimalist tüm tarzları satıyoruz.
Kova burcu satışta iyi
* Burçlara göre eleman alıyormuşsunuz, yengeci satışa koymuyormuşsunuz...
Yengeç misiniz! (Evet deyince anlatmaya başlıyor). Yengeç çok zekidir.
* Ama satış yapamaz!
Yapar, isterse yapar. Çok da dürüsttür, kolay kolay insan satmaz. Satış bir enerjidir her insan satış yapabilir ama bakın yengeç hesap kitabı iyi bilir, bu yüzden muhasebede daha iyidir. Oğlak asıl çok iyidir muhasebede. Akrep de iyidir. Ama akrep sıkıntılıdır rahat duramaz.
* En iyi satışçı hangi burçtan çıkar peki?
Kova. Ama kova da sıkıntıya gelmez, kurumsal yerde sıkılır. Akrep de iyi satıcıdır, ama çok iş değiştirir. Mesela akrep erkeği çok evlenir, arabasını da çok değiştirir. Balık başarılı yönetir. Yaylar çok artisttir. Çabuk organizasyon yaparlar. Ama sonunda bir sıkıntı çıkar hep onlarda. Boğa erkeği mesela çok rahattır ama çabuk para kazanma yolunu da bulur. Adam teknelerde gezer ama para gelir. Parayı kazanır, 5 sene yer, içer, gezer. Sonra bakar para azalıyor hemen bir operasyon yapar, parayı yine kazanır. Bunu daha çözemedim, enteresandır.
* Balık burcundan başarılı üç isim saymanızı istesem...
Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan balık burcundan, Ali Ağaoğlu, Ferit Şahenk .
Versace sevenler
* Versace Home mobilyalarını kimler alıyor?
Daha çok giyim markası olarak takip edenler. İki işadamı evinin dekorasyonunun tamamen Versace olmasını istedi mesela. En lüks ürünlerden Provasi markasını da koleksiyonerler alır. Adam yıllar önce yurtdışından masasını almış, şimdi bakıyor artık Türkiye’de de satılıyor. Parçalarını tamamlıyor.
Aşka uzanan kanepe
Fatih Kıral’da tarzlarının yanı sıra isimleriyle de ilgi çeken ürünler var. Bunlardan biri de hediye olarak en çok tercih edilen ürünlerin başında gelen Josephine Kanepesi. Bu uzanma koltuğu, adını Napolyon’un büyük aşkından alıyor. Zaten markanın tutkunları arasındaki diğer adı da “aşk kanepesi”. Bu kanepeye Josephine gibi uzanıp kendi Napolyon’unu düşlemek için ise 3 bin 250 lira ödemeniz gerekiyor
www.patronlardunyasi.com
Butik mobilya sektörünün köklü şirketi ‘Fatih Kıral Mobilya ve Dekorasyon’un sahibi Fatih Kıral konuşmayan patronlardan, söyleşi vermekten hoşlanmıyor. Nazardan korkuyor. “İsminizde hem Fatih hem Kıral vurgusu olunca insanlar korkmadan nasıl giriyorlar mağazanıza? Çok pahalı olduğunu düşünürüm hep mobilyalarınızın” diyorum. Tam da yarasına parmak basıyorum bilmeden...
“Mobilyanın taşınması, kurulması, garanti sürelerini ekleyince zincir mağazalarla aynı fiyata kanepe satıyorum. Ama ismim ve mağazalarımızın görkemi pahalı imajı uyandırıyor gerçekten. Daha geçen gün acaba mağazaların dekorasyonunu biraz daha mı vasat yapsak diye arkadaşlarla dertleştik” diyor.
Fatih Kıral 30’uncu yılını dolduruyor sektörde bu yıl. Dile kolay Türkiye’nin kentleşme tarihiyle paralel neredeyse. Nevi şahsına münhasır derler ya, farklı bir karakter. Çalışanlarını işe alırken, bölümlere yerleştirirken burçlarına da bakıyor. Zaman içinde bir burç hafızası oluşmuş. Hangi ünlü ismin hangi burçtan olduğunu ezbere biliyor.
Klasikle özdeşleşmiş
Fatih Kıral, Türkiye’de klasik mobilya deyince akla gelen ilk marka ama aslında mağazalarında ünlü Fransız, İtalyan, Amerikan markalarını da satıyor. Rixos, Pera Palas başta olmak üzere marka otellerin kral odalarını, süitlerini giydirmesiyle tanınıyor. Cemiyete mobilya veren Fatih Kıral ilk kez konuştu.
* Türkler ve mobilya denince aklınıza gelen ilk cümleler...
Biz Türklerin mobilya kültürü Dolmabahçe Sarayı’nın yapımından sonra başlamıştır. Ondan önce sedirler, divanlar ve radyo altı vardı mobilya olarak.
* Mobilya ekseninde bana bir Türkiye resmi çizebilir misiniz lütfen? 70’lerde kimler mobilya alıyordu?
70’li yıllarda da belli ölçüde lüks yaşam vardı tabii ama belirli ailelerdi bunlar. Mobilyayı yalılarda, villalarda oturanlar satın alırdı. 70’lerden sonra İstanbul’a göç başladı. Yeni semtler açıldı, ihtiyaçlar arttı.
* 80’ler peki?
Piyasa büyümeye başladı. Bağdat Caddesi’ne de mobilyacılar gelmeye başladı. Ben de Bağdat Caddesi’ndeki mağazalarımı bu dönemde açtım. Varlıklı kesimin yanında bir orta sınıf oluşmaya başladı. Mobilya lüks olmaktan çıktı. Anadolu’ya da yayılmaya başladı mobilya kültürü.
Marka dışarıda da tanınıyor
* Siz yerli üretim yanısıra mağazalarınızda lüks markaları da satıyorsunuz...
Dünyaca ünlü 20’yi aşkın markanın Türkiye temsilcisiyiz. Versace, Porsche, Provasi, Cesare Paciotti, Giorgio Collection, Natuica gibi. Aksesuarlar mesela porselen İtalyan bebekleri istedi müşterilerimiz, onu da getirdik. Ama biz daha çok yerli ürün ağırlıklıyız. 400’ün üzerinde farklı ürünü müşteriye sunabiliyoruz. 1000’in üzerinde kumaş ve 70’in üzerinde cila çeşidimiz var. Müşterinin isteğine göre fark almadan butik üretim de yapıyoruz. Amerika’nın en büyüğü Stanley’in her yaştan çocuk mobilyalarını satıyoruz. Mobilyanın aksesuarlarından, tekstil ürünleri, duvar kağıtlarına uzanan geniş bir ürün gamımız var.
* Sektörünüzde yurtdışında neler yaptınız?
Rusya, Kazakistan, Dubai, Azerbeycan’da büyük işler yapan bir grubuz. Bu bölgelerde iş yapan büyük inşaatçıların çoğu bizimle çalışır. Libya’da mesela inanılmaz projelere imza attık. Kongre merkezi, otel, şahıs villaları yaptık... 150 çok lüks villayı giydirdik mesela. O 150 villanın bir tanesi dahi yok şu anda. Dün Libyalı mimar geldi, “Yaptığınız herşey yıkıldı. Şimdi hepsi yeniden yapılacak” dedi. Üzücü tabii. Libya’da son dönemlerde öyle bir zenginlik oluşmuştu ki, hava taşımacılığı yoluyla gidiyordu siparişler.
* Türklerle Avrupalıların mobilya kullanım alışkanlıklarını karşılaştırdığınızda gördüğünüz çarpıcı farklılıklar neler?
Saltanattan gelmiş bir milletiz. Ne kadar değişsek de saltanata karşı bir ilgi, istek var. Lükse karşı bir arzumuz var millet olarak. Avrupalı daha minimalist, düz seviyor. Türkler oymalar, kakmalar, varak sever. Türk evleri gösterişlidir bu yüzden. Avrupa’da zenginliğini dışarı vuran insan azdır. Avrupa’nın kullanım standartları da farklıdır. Mesela Alman yumuşak koltukta oturmaz. Sert koltuk sever.
Amerikalı ise içinde kaybolacağı, yumuşak koltukta oturmayı sever. Konfor düşkünüdür. Türklerde Amerikalılar kadar olmasa da yumuşak koltuk sever. Ruslara düz bir şeyi mümkün değil sevdiremezsiniz, janjanlı mobilyaları çok rahat satarsınız ama.
Mağazada lüksü abarttık, imajımız ‘pahalı’ kaldı
* İsminiz çok korkutucu! Pahalı imajı veriyor...
Biz zincir mağazalardan çok da farklı fiyatlarla ürün satmıyoruz aslında. Mesela bir kanepeyi 6.000 TL’ye satıyoruz. Müşterinin evine götürüyoruz, kuruyoruz, garantisini veriyoruz. Zincirlerde ise raftadır mal. Buna rağmen 4 bin 500 TL’ye satıyorlar. Aldığınız ürünü taşıtıyorsunuz, ek maliyet. Evde kuramıyorsunuz, kurma hizmeti veriyorlar. Ona da ayrı bir ücret ödüyorsunuz. Üstelik aldığınız ürün için çok uzun bir garanti yaşamı da sunamıyorlar.
Böyle baktığınızda bizi geçiyor aslında fiyat. Buna rağmen bizim maalesef “pahalıdır” imajımız var. Belki mağazalarımız lüks, biraz abarttık mağazalarımızı yaparken! İsmimin bir etkisi olabilir, doğrudur. Hem Fatih hem Kıral! Biraraya gelince acayip bir enerji veriyor olabilir. Bir de biz çok klasik ve varaklı algılanıyoruz. Evet bu ürünler var ama bizde her tarz ürün var. İtalyan, Fransız, Amerikan, minimalist tüm tarzları satıyoruz.
Kova burcu satışta iyi
* Burçlara göre eleman alıyormuşsunuz, yengeci satışa koymuyormuşsunuz...
Yengeç misiniz! (Evet deyince anlatmaya başlıyor). Yengeç çok zekidir.
* Ama satış yapamaz!
Yapar, isterse yapar. Çok da dürüsttür, kolay kolay insan satmaz. Satış bir enerjidir her insan satış yapabilir ama bakın yengeç hesap kitabı iyi bilir, bu yüzden muhasebede daha iyidir. Oğlak asıl çok iyidir muhasebede. Akrep de iyidir. Ama akrep sıkıntılıdır rahat duramaz.
* En iyi satışçı hangi burçtan çıkar peki?
Kova. Ama kova da sıkıntıya gelmez, kurumsal yerde sıkılır. Akrep de iyi satıcıdır, ama çok iş değiştirir. Mesela akrep erkeği çok evlenir, arabasını da çok değiştirir. Balık başarılı yönetir. Yaylar çok artisttir. Çabuk organizasyon yaparlar. Ama sonunda bir sıkıntı çıkar hep onlarda. Boğa erkeği mesela çok rahattır ama çabuk para kazanma yolunu da bulur. Adam teknelerde gezer ama para gelir. Parayı kazanır, 5 sene yer, içer, gezer. Sonra bakar para azalıyor hemen bir operasyon yapar, parayı yine kazanır. Bunu daha çözemedim, enteresandır.
* Balık burcundan başarılı üç isim saymanızı istesem...
Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan balık burcundan, Ali Ağaoğlu, Ferit Şahenk .
Versace sevenler
* Versace Home mobilyalarını kimler alıyor?
Daha çok giyim markası olarak takip edenler. İki işadamı evinin dekorasyonunun tamamen Versace olmasını istedi mesela. En lüks ürünlerden Provasi markasını da koleksiyonerler alır. Adam yıllar önce yurtdışından masasını almış, şimdi bakıyor artık Türkiye’de de satılıyor. Parçalarını tamamlıyor.
Aşka uzanan kanepe
Fatih Kıral’da tarzlarının yanı sıra isimleriyle de ilgi çeken ürünler var. Bunlardan biri de hediye olarak en çok tercih edilen ürünlerin başında gelen Josephine Kanepesi. Bu uzanma koltuğu, adını Napolyon’un büyük aşkından alıyor. Zaten markanın tutkunları arasındaki diğer adı da “aşk kanepesi”. Bu kanepeye Josephine gibi uzanıp kendi Napolyon’unu düşlemek için ise 3 bin 250 lira ödemeniz gerekiyor
www.patronlardunyasi.com
Yeni e-kimliklerin tanıtımı yapıldı
Nüfus cüzdanlarının yerini alacak olan çipli e-kimlik kartları için sona gelindi. 2012'den itibaren ilk kartların verileceği açıklanan kimlik kartları pasaport, ehliyet, nüfus bilgileri ve banka bilgileri gibi birçok konuyu içinde barındırıyor.
TÜBİTAK’ın Gebze kampüsünde yeni e-kimliklerin tanıtımı yapıldı. 2012 yılında ilk e-kimliklerin verileceği kaydedildi. E-kimlik ile birlikte birçok yolsuzluğun önüne geçilmesi bekleniyor. İçinde şifre bulunan ve gerekli kurumlarda parmak izi taraması ile çalışan e-kimliği sahibi dışında başkası kullanamıyor. Kişiye özel birçok bilgiyi bulunduran e-kimlik ile proje bitiminde 10 milyar lira tasarruf elde edilmesi bekleniyor. E-kimlik yöneticisi Dr. Oktay Adakar, e-kimlik hakkında bilgi verdi. E-kimliğin 2012'de ilk kartlarının verileceğine değinen Adakar, 1 yıl alt yapı 3 yıl da tüm Türkiye’de hazırlık çalışmaları olmak üzere toplam 4 yılda uygulanmasını hedeflediklerini kaydetti.
E-kimlik, elektronik ortamda tek kart ve tek şifre ile her şeye kolayca ulaşma imkanı sağlıyor. Bankalar dahil birçok bilgiyi içinde bulunduran e-kimlik akıllı kartı kimlik sahteciliğinden kaynaklanan vatandaş mağduriyetlerinin de önüne geçmesi planlanıyor. E-devlet ve e-ticaret gibi tüm hizmetlere kimlik kartı ile ulaşılabilerek e-imza atılabilecek. Ayrıca e-kimlik akıllı kartı vizesiz gidilebilecek her yerde “seyahat belgesi” olarak kullanılabilir hale gelecek. Usulsüzlük yolsuzluk gibi suçların önüne geçmekte büyük avantajlar sağlayacak olan e-kimlik akıllı kartı ile birlikte kurumlar vatandaştan emin olup hak sahipliği denetimi kolay yapılabilecek.
PİLOT UYGULAMA BOLU’DA YAPILMAYA BAŞLANMIŞTI
İlk olarak Bolu’da 220 bin kişiye e-kimlik kartı dağıtan TÜBİTAK, tüm süreçleri başarıyla sonuçlandırdı. Tüm Türkiye’de e-kimliğin hayata geçirilmesi için gün sayılıyor. E-devlet icra kurulu toplantısının ardından e-kimlik kartının yaygınlaşması amacıyla düğmeye basılacak.
Bolu’da tarlada çalışan insanların parmak izleri kaybolunca TÜBİTAK çareyi damar izinde buldu. İnsanların krem kullanarak veya çalıştıkları için parmak izlerinin kaybolmasına önlem olarak damar izine başvuruldu. Bolu’dan olumlu tepkiler alan TÜBİTAK, 2012 yılında bu uygulamaya tüm Türkiye’de başlatmak istiyor.
Tamamen yerli yazılımlarla üretilen e-kimlik akıllı kartını da almak çok kolay. Vatandaşlar nüfus cüzdanları ve bir fotoğraf ile birlikte en yakın nüfus müdürlüğüne başvurarak yeni e-kimlik kartına sahip olabilecek. Vatandaş nüfus müdürlüğüne gittiğinde kendisine ilk önce 6 haneli bir şifre verilecek. Daha sonra vatandaşın adresine e-kimlik akıllı kartları postalanacak.
/www.isinsani.com
TÜBİTAK’ın Gebze kampüsünde yeni e-kimliklerin tanıtımı yapıldı. 2012 yılında ilk e-kimliklerin verileceği kaydedildi. E-kimlik ile birlikte birçok yolsuzluğun önüne geçilmesi bekleniyor. İçinde şifre bulunan ve gerekli kurumlarda parmak izi taraması ile çalışan e-kimliği sahibi dışında başkası kullanamıyor. Kişiye özel birçok bilgiyi bulunduran e-kimlik ile proje bitiminde 10 milyar lira tasarruf elde edilmesi bekleniyor. E-kimlik yöneticisi Dr. Oktay Adakar, e-kimlik hakkında bilgi verdi. E-kimliğin 2012'de ilk kartlarının verileceğine değinen Adakar, 1 yıl alt yapı 3 yıl da tüm Türkiye’de hazırlık çalışmaları olmak üzere toplam 4 yılda uygulanmasını hedeflediklerini kaydetti.
E-kimlik, elektronik ortamda tek kart ve tek şifre ile her şeye kolayca ulaşma imkanı sağlıyor. Bankalar dahil birçok bilgiyi içinde bulunduran e-kimlik akıllı kartı kimlik sahteciliğinden kaynaklanan vatandaş mağduriyetlerinin de önüne geçmesi planlanıyor. E-devlet ve e-ticaret gibi tüm hizmetlere kimlik kartı ile ulaşılabilerek e-imza atılabilecek. Ayrıca e-kimlik akıllı kartı vizesiz gidilebilecek her yerde “seyahat belgesi” olarak kullanılabilir hale gelecek. Usulsüzlük yolsuzluk gibi suçların önüne geçmekte büyük avantajlar sağlayacak olan e-kimlik akıllı kartı ile birlikte kurumlar vatandaştan emin olup hak sahipliği denetimi kolay yapılabilecek.
PİLOT UYGULAMA BOLU’DA YAPILMAYA BAŞLANMIŞTI
İlk olarak Bolu’da 220 bin kişiye e-kimlik kartı dağıtan TÜBİTAK, tüm süreçleri başarıyla sonuçlandırdı. Tüm Türkiye’de e-kimliğin hayata geçirilmesi için gün sayılıyor. E-devlet icra kurulu toplantısının ardından e-kimlik kartının yaygınlaşması amacıyla düğmeye basılacak.
Bolu’da tarlada çalışan insanların parmak izleri kaybolunca TÜBİTAK çareyi damar izinde buldu. İnsanların krem kullanarak veya çalıştıkları için parmak izlerinin kaybolmasına önlem olarak damar izine başvuruldu. Bolu’dan olumlu tepkiler alan TÜBİTAK, 2012 yılında bu uygulamaya tüm Türkiye’de başlatmak istiyor.
Tamamen yerli yazılımlarla üretilen e-kimlik akıllı kartını da almak çok kolay. Vatandaşlar nüfus cüzdanları ve bir fotoğraf ile birlikte en yakın nüfus müdürlüğüne başvurarak yeni e-kimlik kartına sahip olabilecek. Vatandaş nüfus müdürlüğüne gittiğinde kendisine ilk önce 6 haneli bir şifre verilecek. Daha sonra vatandaşın adresine e-kimlik akıllı kartları postalanacak.
/www.isinsani.com
25 Kasım 2011 Cuma
İşte PKK'nın gümrük tarifesi
PKK'nın şehir yapılanması KCK’ya yönelik operasyonlarda elde edilen belgelere yenileri eklendi
PKK'nın şehir yapılanması KCK’ya yönelik operasyonlarda elde edilen belgelere yenileri eklendi. Belgelere göre örgütün silahlı kanadı HPG maliye birimi kurup köylerden, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı yapan çetelerden gümrük vergisi almış.
Son dalgada gözaltına alınan avukatların bürolarından ise esnaf ve işadamlarından toplanan Devrim Vergisi’nin makbuzları çıktı
Habertürk Gazetesi'nden Bülent Ceyhan'ın haberine göre, Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gerçekleştirilen soruşturma kapsamında düzenlenen KCK operasyonlarında terör örgütünün uyuşturucu ve insan ticareti yapan kaçakçılardan gümrük vergisi aldığı belgelendi. Örgütün, HPG Hakurk Komutanlığı (Eyaleti) yazılı mührü vurulan vergilendirme işlemlerinin sadece birinde Diyarbakır’ın bir köyünden 55 bin Euro aldığı belirlendi.
“Esendere Maliye Birimi’ adı altında alınan paraların kaydedildiği mühürlü vergi defteri de ele geçirilen belgeler arasında. HPG mühürlü deftere “Arkadaşın gümrüğünü aldık”, “Esendere Maliye Birimi: Arkadaşın gümrüğü alınmıştır” şeklinde notlar düşülmüş. Bu notların hem kaçakçıya verildiği hem de Arapça ve Latince’nin kullanıldığı vergi defterine kaydedildiği belirlendi. PKK’nın kurduğu vergi sistemine ilişkin itiraflarda bulunan Şervan kod adlı R.D. “Örgüt, vergisini kesin alır. Bazen malların taşınması için yardım eder. Bu da ekstra ücrete tabidir. Örgüt ‘Avrupa vergisi’ de topluyor. Çünkü uyuşturucu Avrupa’ya ulaştığında KCK/PKK malın sahibini çok iyi biliyor” diye ifade verdi.
KANDİL DİŞ KLİNİĞİ
Defterdeki notlardan dünyanın en büyük uyuşturucu kaçakçılarından biri olarak nitelendirilen Cumhur Yakut’un da örgütü kurye veya ortak olarak kullanmaya başladığının anlaşıldığı da belirtildi. Sağ olarak ele geçirilen bir teröristin üzerinden de örgütün Kandil’deki kampında açtığı diş kliniğinin fotoğrafları çıktı. Soruşturma kapsamında gözaltına alınan avukatların bürosunda yapılan aramalarda ise örgüt adına esnaf ve işadamlarından “Devrim vergisi’ adı altında toplanan paralara ait makbuzlar bulundu.
GÜMRÜK TARİFESİ
İşlenmiş uyuşturucuda kilo başına 65 dolar, kokainde 3 bin dolar gümrük alan PKK diğer mallar için de gümrük tarifesi hazırlamış:
İran-Türkiye (Katır başına)
Mazot ve benzin: 3 dolar
Şeker: 5 dolar
Çay: 7 dolar
Sigara: 7 dolar
Türkiye İran (Katır başına)
Elbise: 7 dolar
www.patronlardunyasi.com
23 Kasım 2011 Çarşamba
Patronlar Kulübü'ne sürpriz isim
Patronlar Kulübü TÜSİAD’da Ocak ayında seçimli genel kurul yapılacak. Başkanlık görevini sürdüren Ümit Boyner’in yerine kimin adı geçiyor?
Patronlar Kulübü TÜSİAD’da Ocak ayında seçimli genel kurul yapılacak. Başkanlık görevini sürdüren Ümit Boyner’in yerine kimin başkan olacağı merakla beklenirken, bu koltuğa en yakın isim olarak Sütaş’ın patronu Muharrem Yılmaz gösteriliyor. Halen dernekte Yönetim Kurulu Üyesi ve Bölgesel Gelişme ve İş Dünyası ile İlişkiler Komisyonu Başkanı olarak görev yapan Yılmaz’ın adaylığının cuma günü yapılacak TÜSİAD Başkanlar Konseyi’nde ele alınacağı konuşuluyor
TÜSİAD’da Ocak ayında seçimli genel kurul yapılacak. Halen başkanlık görevini sürdüren Ümit Boyner’in yerine kimin başkan olacağı merakla beklenirken bu koltuğa en yakın isim olarak Sütaş’ın patronu Muharrem Yılmaz gösteriliyor. Dernekte Yönetim Kurulu Üyesi ve Bölgesel Gelişme ve İş Dünyası ile İlişkiler Komisyonu Başkanı olarak görev yapan Muharrem Yılmaz’ın kimsenin istemediği ‘ateşten gömlek’ olarak nitelendirilen TÜSİAD Başkanlığı’na adaylığı cuma günü yapılacak TÜSİAD Başkanlar Konseyi’nde gündeme geleceği ve Yılmaz’a başkanlık önerileceği konuşuluyor.
Başkan fedai olacak!
Başkanlar Konseyi toplantısına Rahmi Koç, Feyyaz Berker, Cem Boyner, Ömer Dinçkök, Tuncay Özilhan, Arzuhan Doğan Yalçındağ, Halis Komili, Erkut Yücaoğlu, Rona Yırcalı, Zekeriya Yıldırım, Yavuz Canevi, Aldo Kaslowski gibi isimlerin katılması bekleniyor. TÜSİAD’da genellikle başkan, başkan yardımcıları arasından seçiliyor.
Şu anda Ümit Boyner’in yardımcılıklarını Akbank’ın Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer’in eşi, Sabancı Holding Perakende ve Sigorta Grubu Başkanı Haluk Dinçer ile geçtiğimiz Haziran ayında Yapı Kredi’den ayrılan Tayfun Bayazıt yapıyor. TÜSİAD’da ağırlığı olan Sabancı Ailesi’nin damadı Haluk Dinçer’in bu göreve sıcak bakmaması, Tayfun Bayazıt’ın ise profesyonel yönetici olması nedeniyle dernekte başkan yardımcılarından birinin başkan olma geleneği bu kez bozulacağa benziyor.
TÜSİAD’a yakın çevrelerde zaman zaman AK Parti iktidarıyla sıkıntılı dönemler yaşayan ancak başarılı başkanlık dönemi ile takdir toplayan Ümit Boyner’in ikinci bir dönem daha bu görevi istemediği konuşuluyor. TÜSİAD Başkanlar Konseyi toplantısında Ümit Boyner’e bu yönde bir baskı yapabileceği de ifade ediliyor. Boyner’in ayrılmakta kararlı olduğunu da kaydeden yakın çevreler, “Her geçen dönem başkan adayı bulmak zorlaşıyor. Kimse ateşten gömleği giymek istemiyor. Başkanlığı kabul edecek isim tabir yerindeyse fedailik yapacak. Buna en yakın isim de Muharrem Yılmaz” değerlendirmesini yapıyor.
Muharrem Yılmaz kanadında ise farklı tepkiler var. Yılmaz’a yakın kaynaklar, fabrika sayısını 2’den 4’e çıkarma planları yapan, yakın zamanda ikiz babası olan Yılmaz’ın başkanlığa temkinli baktığını ifade ediyor. Sütaş’ın tüketiciye yakın bir marka olması, Yılmaz’ın iktidarla yaşanacak olası sıkıntıların yansımasından endişe ettiği de gelen bilgiler arasında.
Ayvalık’taki enginar bahçesini büyütecekler!
TÜSİAD eski başkanlarından Cem Boyner, geçen yıl yayımlanan röportajında Ümit Boyner’in TÜSİAD’daki başkanlık görevini ikinci dönem üstlenmeyeceğinin sinyallerini vermişti. Cem Boyner, “Ümit’in görev ve sorumluluk bilinci çok yüksek. TÜSİAD’taki sorumluluğunu da en iyi şekilde yapmak istiyor. Bir yıl, 2 ay ve birkaç günü var. Ben şafak sayıyorum. Çünkü bu süre bittiğinde Ümit’in ruhu normalleşecek. Onunla gurur duyuyorum, yaptığı işi çok ciddiye alıyor, yoğun tempoda çalışıyor. Bu iş bitince Ayvalık’taki enginar bahçemizde olacağız. Orayı büyüteceğiz” demişti.
2012 sonuna kadar 250 milyon $’lık yatırım yapacak
MUHARREM Yılmaz’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yaptığı Sütaş için büyük yatırım planları var. 2010 yılında İstanbul Sanayi Odası’nın 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasında 59’uncu sırayı aldı. Şirketin 2010 cirosu 800 milyon liranın üzerinde gerçekleşti.
Şu anda toplam günlük süt işleme kapasitesi 2 bin 500 ton olan Karacabey ve Aksaray’daki iki fabrikasında üretim yapan Sütaş’ın fabrika sayısı 4’e çıkarılacak. Bu amaçla 2012 yılı sonuna kadar yapılacak yatırım tutarı 250 milyon doları bulacak. Yatırımlar bittiğinde şirketin istihdam ettiği çalışan sayısı 5 bine yükselecek.
İş dünyasının en faal isimlerinden biri
SÜTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz, 2 Ağustos 1957’de Bursa’da doğdu. Orta öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamlayan Yılmaz, Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Babası Sadık Yılmaz’ın kurduğu Sütaş’ta üniversitede okurken çalışmaya başladı. 1989’da şirketin genel müdürü oldu. Yılmaz, babası Sadık Yılmaz’ın 2005 yılında vefat etmesinin ardından Sutaş’ta yönetim kurulu başkanlık görevini üstlendi.
Muharrem Yılmaz, iş dünyası örgütlerinde oldukça faal bir isim. TÜGİAD, Avrupa Genç İşadamları Dernekleri Konfederasyonu, SETBİR gibi kuruluşlarda başkanlık ve yönetim kurulu üyeliği yaptı. Halen Sektörel Dernekler Federasyonu SEDEFED ve TÜRKONFED’in yönetim kurulu üyeliği yapan Yılmaz, Kurumsal Yönetim Derneği’nin de başkanlık görevini üstlenmiş durumda.
Necla Dalan/Vatan
http://ekonomi.patronlardunyasi.com
Patronlar Kulübü TÜSİAD’da Ocak ayında seçimli genel kurul yapılacak. Başkanlık görevini sürdüren Ümit Boyner’in yerine kimin başkan olacağı merakla beklenirken, bu koltuğa en yakın isim olarak Sütaş’ın patronu Muharrem Yılmaz gösteriliyor. Halen dernekte Yönetim Kurulu Üyesi ve Bölgesel Gelişme ve İş Dünyası ile İlişkiler Komisyonu Başkanı olarak görev yapan Yılmaz’ın adaylığının cuma günü yapılacak TÜSİAD Başkanlar Konseyi’nde ele alınacağı konuşuluyor
TÜSİAD’da Ocak ayında seçimli genel kurul yapılacak. Halen başkanlık görevini sürdüren Ümit Boyner’in yerine kimin başkan olacağı merakla beklenirken bu koltuğa en yakın isim olarak Sütaş’ın patronu Muharrem Yılmaz gösteriliyor. Dernekte Yönetim Kurulu Üyesi ve Bölgesel Gelişme ve İş Dünyası ile İlişkiler Komisyonu Başkanı olarak görev yapan Muharrem Yılmaz’ın kimsenin istemediği ‘ateşten gömlek’ olarak nitelendirilen TÜSİAD Başkanlığı’na adaylığı cuma günü yapılacak TÜSİAD Başkanlar Konseyi’nde gündeme geleceği ve Yılmaz’a başkanlık önerileceği konuşuluyor.
Başkan fedai olacak!
Başkanlar Konseyi toplantısına Rahmi Koç, Feyyaz Berker, Cem Boyner, Ömer Dinçkök, Tuncay Özilhan, Arzuhan Doğan Yalçındağ, Halis Komili, Erkut Yücaoğlu, Rona Yırcalı, Zekeriya Yıldırım, Yavuz Canevi, Aldo Kaslowski gibi isimlerin katılması bekleniyor. TÜSİAD’da genellikle başkan, başkan yardımcıları arasından seçiliyor.
Şu anda Ümit Boyner’in yardımcılıklarını Akbank’ın Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer’in eşi, Sabancı Holding Perakende ve Sigorta Grubu Başkanı Haluk Dinçer ile geçtiğimiz Haziran ayında Yapı Kredi’den ayrılan Tayfun Bayazıt yapıyor. TÜSİAD’da ağırlığı olan Sabancı Ailesi’nin damadı Haluk Dinçer’in bu göreve sıcak bakmaması, Tayfun Bayazıt’ın ise profesyonel yönetici olması nedeniyle dernekte başkan yardımcılarından birinin başkan olma geleneği bu kez bozulacağa benziyor.
TÜSİAD’a yakın çevrelerde zaman zaman AK Parti iktidarıyla sıkıntılı dönemler yaşayan ancak başarılı başkanlık dönemi ile takdir toplayan Ümit Boyner’in ikinci bir dönem daha bu görevi istemediği konuşuluyor. TÜSİAD Başkanlar Konseyi toplantısında Ümit Boyner’e bu yönde bir baskı yapabileceği de ifade ediliyor. Boyner’in ayrılmakta kararlı olduğunu da kaydeden yakın çevreler, “Her geçen dönem başkan adayı bulmak zorlaşıyor. Kimse ateşten gömleği giymek istemiyor. Başkanlığı kabul edecek isim tabir yerindeyse fedailik yapacak. Buna en yakın isim de Muharrem Yılmaz” değerlendirmesini yapıyor.
Muharrem Yılmaz kanadında ise farklı tepkiler var. Yılmaz’a yakın kaynaklar, fabrika sayısını 2’den 4’e çıkarma planları yapan, yakın zamanda ikiz babası olan Yılmaz’ın başkanlığa temkinli baktığını ifade ediyor. Sütaş’ın tüketiciye yakın bir marka olması, Yılmaz’ın iktidarla yaşanacak olası sıkıntıların yansımasından endişe ettiği de gelen bilgiler arasında.
Ayvalık’taki enginar bahçesini büyütecekler!
TÜSİAD eski başkanlarından Cem Boyner, geçen yıl yayımlanan röportajında Ümit Boyner’in TÜSİAD’daki başkanlık görevini ikinci dönem üstlenmeyeceğinin sinyallerini vermişti. Cem Boyner, “Ümit’in görev ve sorumluluk bilinci çok yüksek. TÜSİAD’taki sorumluluğunu da en iyi şekilde yapmak istiyor. Bir yıl, 2 ay ve birkaç günü var. Ben şafak sayıyorum. Çünkü bu süre bittiğinde Ümit’in ruhu normalleşecek. Onunla gurur duyuyorum, yaptığı işi çok ciddiye alıyor, yoğun tempoda çalışıyor. Bu iş bitince Ayvalık’taki enginar bahçemizde olacağız. Orayı büyüteceğiz” demişti.
2012 sonuna kadar 250 milyon $’lık yatırım yapacak
MUHARREM Yılmaz’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yaptığı Sütaş için büyük yatırım planları var. 2010 yılında İstanbul Sanayi Odası’nın 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasında 59’uncu sırayı aldı. Şirketin 2010 cirosu 800 milyon liranın üzerinde gerçekleşti.
Şu anda toplam günlük süt işleme kapasitesi 2 bin 500 ton olan Karacabey ve Aksaray’daki iki fabrikasında üretim yapan Sütaş’ın fabrika sayısı 4’e çıkarılacak. Bu amaçla 2012 yılı sonuna kadar yapılacak yatırım tutarı 250 milyon doları bulacak. Yatırımlar bittiğinde şirketin istihdam ettiği çalışan sayısı 5 bine yükselecek.
İş dünyasının en faal isimlerinden biri
SÜTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz, 2 Ağustos 1957’de Bursa’da doğdu. Orta öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamlayan Yılmaz, Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Babası Sadık Yılmaz’ın kurduğu Sütaş’ta üniversitede okurken çalışmaya başladı. 1989’da şirketin genel müdürü oldu. Yılmaz, babası Sadık Yılmaz’ın 2005 yılında vefat etmesinin ardından Sutaş’ta yönetim kurulu başkanlık görevini üstlendi.
Muharrem Yılmaz, iş dünyası örgütlerinde oldukça faal bir isim. TÜGİAD, Avrupa Genç İşadamları Dernekleri Konfederasyonu, SETBİR gibi kuruluşlarda başkanlık ve yönetim kurulu üyeliği yaptı. Halen Sektörel Dernekler Federasyonu SEDEFED ve TÜRKONFED’in yönetim kurulu üyeliği yapan Yılmaz, Kurumsal Yönetim Derneği’nin de başkanlık görevini üstlenmiş durumda.
Necla Dalan/Vatan
http://ekonomi.patronlardunyasi.com
22 Kasım 2011 Salı
'En Başarılı Türkler' ödüllerini aldı,
Business Network İngiltere'nin en başarılı Türkler'ini seçti. 11 dalda ödülün sahiplerini bulduğu gecede konuşan Dışişleri Bakanı Davutoğlu, "AB, Türkler'deki dinamizmi hâlâ keşfedemedi" dedi
İngiltere ve Türkiye'nin ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkıda bulunmak üzere hizmet veren Business Network tarafından ikincisi organize edilen "En Başarılı Türkler Ödül Töreni" dün akşam Londra'daki Hilton Park Lane Hotel'de gerçekleştirildi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun konuşma yaptığı geceye ayrıca, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu, Londra Belediye Başkanı Boris Johnson, İngiltere Ekonomi Bakanı Vince Cable ile İngiltere ve Türkiye'den çok sayıda milletvekili, lord ve Çalık Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çalık'ın da aralarında bulunduğu işadamları katıldı. İngiliz Jazz müzik grubunun canlı performansı eşliğinde resepsiyon ve yemeğin ardından konuşmalara geçildi.
ER GEÇ FARKEDECEKLER
Dışişleri Bakanı Davutoğlu yaptığı konuşmada, "Ülkemizde petrol gibi değerli bir doğal kaynağı henüz keşfedememiş olsak da, Türkler olarak dinamik bir toplum olduğumuzun farkına varmış durumdayız ve 'En Başarılı Türkler Ödül Töreni' de bunun bir göstergesidir. Bütün bunlara rağmen, Avrupa Birliği Türkler'deki bu dinamizmi henüz keşfedebilmiş değil, bunun farkına varmaları için ise Türkler'i, Türkiye içinde değerlendirmelerine de gerek yok. Elbette Avrupa'da yaşayan Türkler'in nasıl müthiş başarılara imza attıklarını er geç fark edecekler. İngilizler, yıllar boyunca süregelen toplumlararası entegrasyonu başarıyla sağlayarak, Türk toplumunu da bu konuda başarılı olmalarına destek olmuşlardır. Biz de bu durumdan oldukça memnunuz" dedi.
11 DALDA ÖDÜL VERİLDİ
Bu yıl ikincisi düzenlenen "En Başarılı Türkler Ödül Töreni"nde ödüle layık görülenler, Business Network'un internet sayfası üzerinden Türkçe ve İngilizce olarak açılan 11 kategori üzerinden toplam 62 binden fazla oy kullanılması sonucu seçildi. En çok oyu alanlar jüri tarafından ikinci kez elemeye tabi tutuldu. Ödül töreninde "En Başarılı Şirket" GINA SHOES seçilirken, "Türkiye ile iş yapan en iyi Britanyalı yatırımcı" ödülüne ise HSBC layık görüldü. Diğer ödüller ise şöyle: En başarılı girişimci: Ramazan Özdemir, En başarılı işkadını: Itır Sökmen, En başarılı işadamı: Mustafa Kamil, En başarılı akademisyen: Prof. Mustafa Camgöz, En başarılı profesyonel idareci: Kanat Emiroğlu, En başarılı öğrenci: Salih Yılmaz, Jüri Özel ödülü: Hüseyin Çağlayan.
'DEVAMI GELMELİ'
Yaklaşık 700 davetlinin katıldığı gecede konuşan Business Network Danışma Kurulu Başkanı Mehmet Öğütçü, Türkiye ile İngiltere'nin ticari ilişkilerinin güçlü olduğunu belirterek, "İngiltere'nin Türkiye ile ticaret hacmi 10 milyar doları geçmiştir. Almanya'dan sonra, Birleşik Krallık şu an Türkiye'nin ikinci en büyük ihracat pazarıdır. Fakat bu olumlu göstergelerden sonra Türkiye hâlâ, İngiltere'nin 20. sırada yer alan ticari ortağıdır. Bu nedenle şimdiye kadar yapılan ticari gelişmelerin devamını getirmemiz gerekiyor" dedi. İngiltere Maliye Bakanı Dr. Vince Cable de, benzer mesajları vererek, iki ülke ilişkilerinin çok önemli olduğunu ve kendisinin de bunun için parlamentoda desteklediğini belirtti. İngiltere Maliye Bakanı Vince Cable konuşmasında, Avrupa'da yaşanan son ekonomik krize işaret ederek, Türkiye ile ilişkilerin güçlendirilmesinin çok önemli olduğunun altını çizdi. Ayrıca, İngiltere ve Türkiye'nin sadece ticarette değil, iş dünyasındaki yenilikleri ve gelişmeleri birlikte takip etmelerinin önemine değindi.
TÜRKLÜĞÜMLE GURUR DUYUYORUM'
Londra Belediye Başkanı Boris Johnson ise büyük dedesinin Türk olduğunu ve bundan gurur duyduğunu belirterek sözlerine başladı. Kısa bir dönem ticarete atıldığını ve ticaret hayatının ne kadar zor olduğunu bildiğini belirten Johnson, bu nedenle işadamları ve işkadınlarına olan saygısını ifade etti. Ayrıca Türkler'in paha biçilmez katkılarının Londra için ne kadar önemli olduğunun altını çizdi.
http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/
İngiltere ve Türkiye'nin ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkıda bulunmak üzere hizmet veren Business Network tarafından ikincisi organize edilen "En Başarılı Türkler Ödül Töreni" dün akşam Londra'daki Hilton Park Lane Hotel'de gerçekleştirildi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun konuşma yaptığı geceye ayrıca, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu, Londra Belediye Başkanı Boris Johnson, İngiltere Ekonomi Bakanı Vince Cable ile İngiltere ve Türkiye'den çok sayıda milletvekili, lord ve Çalık Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çalık'ın da aralarında bulunduğu işadamları katıldı. İngiliz Jazz müzik grubunun canlı performansı eşliğinde resepsiyon ve yemeğin ardından konuşmalara geçildi.
ER GEÇ FARKEDECEKLER
Dışişleri Bakanı Davutoğlu yaptığı konuşmada, "Ülkemizde petrol gibi değerli bir doğal kaynağı henüz keşfedememiş olsak da, Türkler olarak dinamik bir toplum olduğumuzun farkına varmış durumdayız ve 'En Başarılı Türkler Ödül Töreni' de bunun bir göstergesidir. Bütün bunlara rağmen, Avrupa Birliği Türkler'deki bu dinamizmi henüz keşfedebilmiş değil, bunun farkına varmaları için ise Türkler'i, Türkiye içinde değerlendirmelerine de gerek yok. Elbette Avrupa'da yaşayan Türkler'in nasıl müthiş başarılara imza attıklarını er geç fark edecekler. İngilizler, yıllar boyunca süregelen toplumlararası entegrasyonu başarıyla sağlayarak, Türk toplumunu da bu konuda başarılı olmalarına destek olmuşlardır. Biz de bu durumdan oldukça memnunuz" dedi.
11 DALDA ÖDÜL VERİLDİ
Bu yıl ikincisi düzenlenen "En Başarılı Türkler Ödül Töreni"nde ödüle layık görülenler, Business Network'un internet sayfası üzerinden Türkçe ve İngilizce olarak açılan 11 kategori üzerinden toplam 62 binden fazla oy kullanılması sonucu seçildi. En çok oyu alanlar jüri tarafından ikinci kez elemeye tabi tutuldu. Ödül töreninde "En Başarılı Şirket" GINA SHOES seçilirken, "Türkiye ile iş yapan en iyi Britanyalı yatırımcı" ödülüne ise HSBC layık görüldü. Diğer ödüller ise şöyle: En başarılı girişimci: Ramazan Özdemir, En başarılı işkadını: Itır Sökmen, En başarılı işadamı: Mustafa Kamil, En başarılı akademisyen: Prof. Mustafa Camgöz, En başarılı profesyonel idareci: Kanat Emiroğlu, En başarılı öğrenci: Salih Yılmaz, Jüri Özel ödülü: Hüseyin Çağlayan.
'DEVAMI GELMELİ'
Yaklaşık 700 davetlinin katıldığı gecede konuşan Business Network Danışma Kurulu Başkanı Mehmet Öğütçü, Türkiye ile İngiltere'nin ticari ilişkilerinin güçlü olduğunu belirterek, "İngiltere'nin Türkiye ile ticaret hacmi 10 milyar doları geçmiştir. Almanya'dan sonra, Birleşik Krallık şu an Türkiye'nin ikinci en büyük ihracat pazarıdır. Fakat bu olumlu göstergelerden sonra Türkiye hâlâ, İngiltere'nin 20. sırada yer alan ticari ortağıdır. Bu nedenle şimdiye kadar yapılan ticari gelişmelerin devamını getirmemiz gerekiyor" dedi. İngiltere Maliye Bakanı Dr. Vince Cable de, benzer mesajları vererek, iki ülke ilişkilerinin çok önemli olduğunu ve kendisinin de bunun için parlamentoda desteklediğini belirtti. İngiltere Maliye Bakanı Vince Cable konuşmasında, Avrupa'da yaşanan son ekonomik krize işaret ederek, Türkiye ile ilişkilerin güçlendirilmesinin çok önemli olduğunun altını çizdi. Ayrıca, İngiltere ve Türkiye'nin sadece ticarette değil, iş dünyasındaki yenilikleri ve gelişmeleri birlikte takip etmelerinin önemine değindi.
TÜRKLÜĞÜMLE GURUR DUYUYORUM'
Londra Belediye Başkanı Boris Johnson ise büyük dedesinin Türk olduğunu ve bundan gurur duyduğunu belirterek sözlerine başladı. Kısa bir dönem ticarete atıldığını ve ticaret hayatının ne kadar zor olduğunu bildiğini belirten Johnson, bu nedenle işadamları ve işkadınlarına olan saygısını ifade etti. Ayrıca Türkler'in paha biçilmez katkılarının Londra için ne kadar önemli olduğunun altını çizdi.
http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/
Taksit taksit askerlik
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamasından sonra bankalar bedelli askerlik kredisi kampanyalarına başladı. Uygulamadan yararlanacaklar 60 ay vadeyle 500 TL'den başlayan taksitlerle tezkerelerini alacak
Bedelli askerliğin detayları netleşince bankalar da kredi musluğunu açtı. Tek tek her banka 30 bin TL olacağı belirtilen bedelli askerlik için kredi kampanyaları başlattı. Garanti Bankası, 30 bin TL bedelli askerlik ücreti için, yüzde 1.46 faiz ve 60 ay vadeyle dosya bedelsiz kredi imkânı sunuyor. Krediyi kullanan müşteriler, ilk yıl sadece 500 TL taksit ödeyecek ve sonraki yıllarda taksitleri oransal olarak artacak. Müşteri tercihine bağlı olarak eşit taksitli veya kademeli farklı taksit alternatifleri de olabilecek. Banka, dileyen müşteriler için 60 ay vade, yüzde 1.42 faiz oranı ve 250 TL dosya masrafı seçeneğiyle kredi imkânı da sunacak.
MASRAFSIZ DA VAR
Akbank 1.40 faiz ile masrafsız olarak ya da 350 TL masraflı yüzde 1.30 faizle müşterilerine kredi sunacak. Şekerbank, bedelli kredisi için 3-12 ay vadede kredi faiz oranını yüzde 1.30, 13-60 ay vadedeki faiz oranını ise yüzde 1.40 olarak belirledi. Kredi kullanmak isteyenler 300 lira dosya masrafı ödeyecek.
3 AY ÖTELEME
Denizbank ise kredi kullanacak asker adaylarına özel 1.34'ten başlayan faiz oranıyla 60 aya varan vade seçenekleriyle, 3 ay ötelemeli ve masrafsız kredi verecek. Türk Ekonomi Bankası da yüzde 1.40 faiz oranıyla 36 ay vadeli kredi sunacak. Anadolubank'ta bedelli askerlik için vereceği kredide vadeyi 60 ay vade faizi de aylık 1.44 olarak belirledi. Kredinin ilk üç ayı ödemesiz olacak, taksit 800 TL olacak.
ASKERLİK YERİNE BANKA ŞUBESİ
Yapı Kredi, bedelli askerlik yapmak isteyenlere, özel bir kredi fırsatıyla bedelli askerlik ücretinin ödenmesinde kolaylık sağlıyor. Bedelli askerlik uygulamasından faydalanabilecek olanlar 30 bin TL'ye kadar 60 aya varan vadelerde yüzde 1.49 faiz oranıyla masrafsız kredi kullanabilecekler.
http://www.sabah.com.tr/Ekonomi
Bedelli askerliğin detayları netleşince bankalar da kredi musluğunu açtı. Tek tek her banka 30 bin TL olacağı belirtilen bedelli askerlik için kredi kampanyaları başlattı. Garanti Bankası, 30 bin TL bedelli askerlik ücreti için, yüzde 1.46 faiz ve 60 ay vadeyle dosya bedelsiz kredi imkânı sunuyor. Krediyi kullanan müşteriler, ilk yıl sadece 500 TL taksit ödeyecek ve sonraki yıllarda taksitleri oransal olarak artacak. Müşteri tercihine bağlı olarak eşit taksitli veya kademeli farklı taksit alternatifleri de olabilecek. Banka, dileyen müşteriler için 60 ay vade, yüzde 1.42 faiz oranı ve 250 TL dosya masrafı seçeneğiyle kredi imkânı da sunacak.
MASRAFSIZ DA VAR
Akbank 1.40 faiz ile masrafsız olarak ya da 350 TL masraflı yüzde 1.30 faizle müşterilerine kredi sunacak. Şekerbank, bedelli kredisi için 3-12 ay vadede kredi faiz oranını yüzde 1.30, 13-60 ay vadedeki faiz oranını ise yüzde 1.40 olarak belirledi. Kredi kullanmak isteyenler 300 lira dosya masrafı ödeyecek.
3 AY ÖTELEME
Denizbank ise kredi kullanacak asker adaylarına özel 1.34'ten başlayan faiz oranıyla 60 aya varan vade seçenekleriyle, 3 ay ötelemeli ve masrafsız kredi verecek. Türk Ekonomi Bankası da yüzde 1.40 faiz oranıyla 36 ay vadeli kredi sunacak. Anadolubank'ta bedelli askerlik için vereceği kredide vadeyi 60 ay vade faizi de aylık 1.44 olarak belirledi. Kredinin ilk üç ayı ödemesiz olacak, taksit 800 TL olacak.
ASKERLİK YERİNE BANKA ŞUBESİ
Yapı Kredi, bedelli askerlik yapmak isteyenlere, özel bir kredi fırsatıyla bedelli askerlik ücretinin ödenmesinde kolaylık sağlıyor. Bedelli askerlik uygulamasından faydalanabilecek olanlar 30 bin TL'ye kadar 60 aya varan vadelerde yüzde 1.49 faiz oranıyla masrafsız kredi kullanabilecekler.
http://www.sabah.com.tr/Ekonomi
21 Kasım 2011 Pazartesi
PKK'dan şok vergi tahsilatı!
Kürt işadamlarına PKK'dan damgalı ‘vergi' tebligatı...
Terör örgütü PKK'nın, Kürt kökenli iş adamı ve esnaftan "tehditle para topladığı" belgelendi. KCK operasyonunda ele geçirilen belgelerde, PKK'nın Kürt kökenli vatandaşlardan düzenli vergi aldığı ve vergiler için yapılan tebligatlara da, "Verginizi 15 gün içinde ödemeniz sizin açınızdan iyi olur" notu gönderdiği tespit edildi. STAR'ın ulaştığı PKK'nın "devrim vergisi" adı altında topladığı haraçların belgelerine göre, "sözde vergi tahsilatı" PKK'nın şehir yapılanması olarak bilinen KCK üyeleri tarafından gerçekleştiriliyor.
MAKBUZLARDA HPG LOGOSU VAR
PKK'nın, vergi toplamak için kullandığı belgeler, vergi tebligatı ve makbuzlardan oluşuyor. Kürtçe olarak bastırılan vergi tahsilat belgelerinde, HPG ve PRD amblemleri bulunuyor. Vergiler, dolar ve euro üzerinden toplanıyor. 2007, 2009 yılına ilişkin kesilen hazırlanan makbuzlarda, vergi tutarı olarak 10 dolar ve 15 bin euro'dan oluşuyor.KCK yetkilileri, vergi ödemekle yükümlü gördüklere kişilere öncelikle ödeyecekleri tutarla ilgili tebligat yapıyor. Verginin 15 gün içinde ödenmesi isteniyor. Örneğin, A.E.S., isimli Kürt işadamına, 7 Ağustos 2009'da yapılan tebligatta, "...Bu temelde sizden istenilen 15 bin euro parayı, gönüllü bir şekilde vermek, Yurtsever Kürt Halkına yakışan yegane tutumdur" deniliyor. Yine aynı tebligatın altında, iş adamı dolaylı olarak tehdit ediliyor.
VERGİ HER YIL DÜZENLİ ARTIYOR
Tebligattaki notta, "Bu vergi 15 gün içerisinde hazır olmalıdır. Geçen yılki gibi yapmazsanız sizin açınızdan iyi olur" ifadelerine yer veriliyor. PKK'nın sözde devrim vergisini toplamak için bastırdığı makbuzlarda ise, Kürtçe isim, soyisim, miktar, tarih ve teslim alan kişi bilgileri yer alıyor. Makbuzda, paranın HPG cephe birimine teslim edildiği bilgisi bulunuyor. PKK'nın topladığı sözde verginin yıllık olarak değiştiği de öğrenildi. Bu çerçevede, örneğin 2009 yılında 10 bin dolar vergi ödeyen kişinin, 2010 yılında 15 bin dolar vergi ödediği bildirildi.
http://www.sabah.com.tr/Gundem
Terör örgütü PKK'nın, Kürt kökenli iş adamı ve esnaftan "tehditle para topladığı" belgelendi. KCK operasyonunda ele geçirilen belgelerde, PKK'nın Kürt kökenli vatandaşlardan düzenli vergi aldığı ve vergiler için yapılan tebligatlara da, "Verginizi 15 gün içinde ödemeniz sizin açınızdan iyi olur" notu gönderdiği tespit edildi. STAR'ın ulaştığı PKK'nın "devrim vergisi" adı altında topladığı haraçların belgelerine göre, "sözde vergi tahsilatı" PKK'nın şehir yapılanması olarak bilinen KCK üyeleri tarafından gerçekleştiriliyor.
MAKBUZLARDA HPG LOGOSU VAR
PKK'nın, vergi toplamak için kullandığı belgeler, vergi tebligatı ve makbuzlardan oluşuyor. Kürtçe olarak bastırılan vergi tahsilat belgelerinde, HPG ve PRD amblemleri bulunuyor. Vergiler, dolar ve euro üzerinden toplanıyor. 2007, 2009 yılına ilişkin kesilen hazırlanan makbuzlarda, vergi tutarı olarak 10 dolar ve 15 bin euro'dan oluşuyor.KCK yetkilileri, vergi ödemekle yükümlü gördüklere kişilere öncelikle ödeyecekleri tutarla ilgili tebligat yapıyor. Verginin 15 gün içinde ödenmesi isteniyor. Örneğin, A.E.S., isimli Kürt işadamına, 7 Ağustos 2009'da yapılan tebligatta, "...Bu temelde sizden istenilen 15 bin euro parayı, gönüllü bir şekilde vermek, Yurtsever Kürt Halkına yakışan yegane tutumdur" deniliyor. Yine aynı tebligatın altında, iş adamı dolaylı olarak tehdit ediliyor.
VERGİ HER YIL DÜZENLİ ARTIYOR
Tebligattaki notta, "Bu vergi 15 gün içerisinde hazır olmalıdır. Geçen yılki gibi yapmazsanız sizin açınızdan iyi olur" ifadelerine yer veriliyor. PKK'nın sözde devrim vergisini toplamak için bastırdığı makbuzlarda ise, Kürtçe isim, soyisim, miktar, tarih ve teslim alan kişi bilgileri yer alıyor. Makbuzda, paranın HPG cephe birimine teslim edildiği bilgisi bulunuyor. PKK'nın topladığı sözde verginin yıllık olarak değiştiği de öğrenildi. Bu çerçevede, örneğin 2009 yılında 10 bin dolar vergi ödeyen kişinin, 2010 yılında 15 bin dolar vergi ödediği bildirildi.
http://www.sabah.com.tr/Gundem
17 Kasım 2011 Perşembe
Türkiye ‘yükselen yıldız’ krizden daha güçlü çıkarız
Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Erdal Karamercan, “Türkiye dünyada ‘yükselen yıldız’ konumunda. Hepimiz aynı teknenin içindeyiz ve bu küresel krizle yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor.Türkiye yaşanan krizden şimdiki güçlü halinden çok daha güçlü şekilde çıkacak” dedi.ECZACIBAŞI Topluluğu CEO’su Erdal Karamercan, küresel krizin Türkiye açısından fırsatlar yaratacağını söyledi. Türkiye’nin dünyada ‘yükselen yıldız’ olduğunu dile getiren Karamercan, “Sonuçta hepimiz aynı teknenin içindeyiz ve bu krizle yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Tekne sarsıldığı zaman herkes belli oranda sarsılıyor. Türkiye yaşanan krizden şimdiki güçlü halinden çok daha güçlü şekilde çıkacak. 2010 ve 2011 makro ekonomik göstergelere baktığımızda Türkiye’nin bütçe açığı, kamu borcu gibi temel göstergelerde gerek Avrupa Birliği gerekse OECD ülke ortalamalarıyla kıyaslandığında çok daha iyi bir yerde olduğunu görüyoruz. Yani Türkiye krize girerken, herkesten daha iyi bir noktada krize giriyor” diye konuştu.
Yaşanan artçı deprem
Avrupa bölgesinde yaşanan borç kriziyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Karamercan, şunları söyledi: “Yaşanan kriz yeni bir olay değil. 2008’de Lehman’ın batmasıyla başlayan süreç bugün de devam ediyor. Esas deprem o zamandı. Şimdiki borç krizi onun artçıları. Süreçsel yöntemler kullanılmayıp, finansal yöntemlerle halledilmeye çalışıldığı için kriz bu kadar uzadı. Eğerki bundan sonraki dönemde sürdürülebilir yöntemler uygulamazlarsa kriz daha da uzun vadeye yayılacak. Avrupa için öngörlen büyüme oranları da iç açıcı değil. Türkiye’nin ticaretinin yüzde 50’si krizin içinde. Türkiye bu aşamada rotasını daha avantajlı pazarlara kaydırdı. Şanslı bir noktada olduğumuzu düşünüyorum.”
Alternatif pazarlar
Eczacıbaşı Yapı Ürünleri Grubu’nun Avrupa’da etkin ticaret yaptığını ancak şu anda alternatif pazar konusunun öncelik maddelerinden birisi haline geldiğini belirten Karamercan, “Son 5 yıldır da alternatif pazarlarda bir yapılanmamız var. Rusya, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Kafkasya’da çok önemli yapılanmalarımız var. Buralarda muhakkak oransal anlamda satışlarımız artacak. Krizin içinde bir fırsat var. Sektör krizi demek bize yeni olanakların doğması anlamına geliyor. İleriye baktığımızda markalar ve pazarlar açısından bizim için uygun koşulların oluşabileceğini düşünüyorum.”
Şirket alabiliriz
Avrupa krizinden dolayı bazı ülkelerde şirketlerin değerinin düştüğünü hatırlatan Karamercan, şöyle konuşt: “İtalya ve Kuzey Irak bizim ilgilendiğimiz bölgeler. İtalya seramik sektöründe bir merkez. Orada sadece şirket değil, değişik alternatif yatırımları da araştırıyoruz. Üretim, Ar-ge veya lojistik de olabilir. Karşımıza çıkacak şirket fırsatlarını değerlendirip, satın alma gerçekleştirebiliriz. Bunun dışında Rusya bizim uzun süredir odaklandığımız bir pazar. Orada etkinliğimizi daha da artıracağız. Bunların dışında Hindistan’da bir şirketle stratejik ortaklık yaptık. Oradaki işlerimiz iyi gidiyor. Bu şekilde devam ederse 2-3 yıl içerisinde üretime de geçmeyi düşünüyoruz.”
Ergün: Şaşırtarak dünya liderliğini hedefleyin
BİLİM, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, “Dünya liderliğini hedefleyin bunu da inovasyonla şaşırtarak yapın” dedi. Eczacıbaşı Topluluğunun Bozüyük’te Vitra İnovasyon Merkezinin açılışına katılan Ergün, dünyada artık sıralamaların değiştiğini en arakada gelen firmaların bile atak yaparak geçtiğini belirterek, “Mesela eskiden Nokia ön plandaydı fakat Apple herkesi geçti. Bunun nedeni yapılmayanı yapmasıydı. Türkiye’de bir şeyler yapmak istiyorsak, Türkiye liderliğini değil dünya liderliğini amaçlamalıyız. Tüketiciyi şaşırtmalıyız. Ar-Ge, inovasyon ve teknolojiye önem vermek gerekiyor. Ürünlerin raf ömürleri artık azaldı insanlar çabuk sıkılıyor. Ürün müşteri hayaline ve ihtiyacına hizmet etmeli hatta hayal bile edilemeyen şaşırtan bir ürün olmalı” dedi. Bakan Ergün, girişim sermayesi destekleriyle ilgili öncesinde 100 bin TL olan hibeyi, ikinci fazında 500 bin TL’ye çıkaracaklarını sözlerine ekledi. Ergün, seramik sektörü için hazırlanan strateji belgesini Ekonomi Koordinasyon Kurulu’na (EKK) sunduklarını belirterek, “Yıl sonuna EKK’dan geçirip, 2012’de uygulanmasına başlayacağız” dedi.
Eczacıbaşı: Hayal edilen ürünleri gerçeğe dönüştürecek bir merkez
ECZACIBAŞI Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, merkezin Eczacıbaşı Yapı Grubu’nun yıllar süren inovasyon yatırımlarının birikimi olduğunu belirterek, “İnovasyon dünyanın en önemli şeyi. Burası mimar ve tasarımcıların yaratıcılığını sınırlamadan hayal edilen ürünlerin gerçeğe dönüştüreceği bir ortam olacak. Geleceğin yaşam şekline uygun ürünlerin hayata geçirileceği merkezin aynı zamanda akademisyenler ve genç yeteneklerin kendini geliştirmesi için fırsatlar yaratılacak” diye konuştu.
15 milyon TL’ye inovasyon merkezi açtı
ECZACIBAŞI Yapı Ürünleri Grubu, Eskişehir’deki fabrikasının olduğu yere 15 milyon TL yatırımla Vitra İnovasyon Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdi. Merkezde 75 Arge mühendisinin istihdam edildiğini söyleyen Eczacıbaşı Yapı Ürünleri Grubu Başkanı Hüsamettin Onanç, “Hedefimiz şu anda ilk 6’da olduğumuz yapı ürünleri sektöründe Avrupa’da ilk 3’e girmek. Ciromuz 800 milyon Euro. Her yıl 30 milyon Euro Ar-Ge çalışmalarına ayırıyoruz. Yapı grubumuz için organik ve inorganik büyüme devam edecek. Rusya’da inorganik büyüme adına girişimlerimiz olabilir. 2012’de ciroda yüzde 10 büyüme hedefliyoruz” dedi.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi
Yaşanan artçı deprem
Avrupa bölgesinde yaşanan borç kriziyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Karamercan, şunları söyledi: “Yaşanan kriz yeni bir olay değil. 2008’de Lehman’ın batmasıyla başlayan süreç bugün de devam ediyor. Esas deprem o zamandı. Şimdiki borç krizi onun artçıları. Süreçsel yöntemler kullanılmayıp, finansal yöntemlerle halledilmeye çalışıldığı için kriz bu kadar uzadı. Eğerki bundan sonraki dönemde sürdürülebilir yöntemler uygulamazlarsa kriz daha da uzun vadeye yayılacak. Avrupa için öngörlen büyüme oranları da iç açıcı değil. Türkiye’nin ticaretinin yüzde 50’si krizin içinde. Türkiye bu aşamada rotasını daha avantajlı pazarlara kaydırdı. Şanslı bir noktada olduğumuzu düşünüyorum.”
Alternatif pazarlar
Eczacıbaşı Yapı Ürünleri Grubu’nun Avrupa’da etkin ticaret yaptığını ancak şu anda alternatif pazar konusunun öncelik maddelerinden birisi haline geldiğini belirten Karamercan, “Son 5 yıldır da alternatif pazarlarda bir yapılanmamız var. Rusya, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Kafkasya’da çok önemli yapılanmalarımız var. Buralarda muhakkak oransal anlamda satışlarımız artacak. Krizin içinde bir fırsat var. Sektör krizi demek bize yeni olanakların doğması anlamına geliyor. İleriye baktığımızda markalar ve pazarlar açısından bizim için uygun koşulların oluşabileceğini düşünüyorum.”
Şirket alabiliriz
Avrupa krizinden dolayı bazı ülkelerde şirketlerin değerinin düştüğünü hatırlatan Karamercan, şöyle konuşt: “İtalya ve Kuzey Irak bizim ilgilendiğimiz bölgeler. İtalya seramik sektöründe bir merkez. Orada sadece şirket değil, değişik alternatif yatırımları da araştırıyoruz. Üretim, Ar-ge veya lojistik de olabilir. Karşımıza çıkacak şirket fırsatlarını değerlendirip, satın alma gerçekleştirebiliriz. Bunun dışında Rusya bizim uzun süredir odaklandığımız bir pazar. Orada etkinliğimizi daha da artıracağız. Bunların dışında Hindistan’da bir şirketle stratejik ortaklık yaptık. Oradaki işlerimiz iyi gidiyor. Bu şekilde devam ederse 2-3 yıl içerisinde üretime de geçmeyi düşünüyoruz.”
Ergün: Şaşırtarak dünya liderliğini hedefleyin
BİLİM, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, “Dünya liderliğini hedefleyin bunu da inovasyonla şaşırtarak yapın” dedi. Eczacıbaşı Topluluğunun Bozüyük’te Vitra İnovasyon Merkezinin açılışına katılan Ergün, dünyada artık sıralamaların değiştiğini en arakada gelen firmaların bile atak yaparak geçtiğini belirterek, “Mesela eskiden Nokia ön plandaydı fakat Apple herkesi geçti. Bunun nedeni yapılmayanı yapmasıydı. Türkiye’de bir şeyler yapmak istiyorsak, Türkiye liderliğini değil dünya liderliğini amaçlamalıyız. Tüketiciyi şaşırtmalıyız. Ar-Ge, inovasyon ve teknolojiye önem vermek gerekiyor. Ürünlerin raf ömürleri artık azaldı insanlar çabuk sıkılıyor. Ürün müşteri hayaline ve ihtiyacına hizmet etmeli hatta hayal bile edilemeyen şaşırtan bir ürün olmalı” dedi. Bakan Ergün, girişim sermayesi destekleriyle ilgili öncesinde 100 bin TL olan hibeyi, ikinci fazında 500 bin TL’ye çıkaracaklarını sözlerine ekledi. Ergün, seramik sektörü için hazırlanan strateji belgesini Ekonomi Koordinasyon Kurulu’na (EKK) sunduklarını belirterek, “Yıl sonuna EKK’dan geçirip, 2012’de uygulanmasına başlayacağız” dedi.
Eczacıbaşı: Hayal edilen ürünleri gerçeğe dönüştürecek bir merkez
ECZACIBAŞI Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, merkezin Eczacıbaşı Yapı Grubu’nun yıllar süren inovasyon yatırımlarının birikimi olduğunu belirterek, “İnovasyon dünyanın en önemli şeyi. Burası mimar ve tasarımcıların yaratıcılığını sınırlamadan hayal edilen ürünlerin gerçeğe dönüştüreceği bir ortam olacak. Geleceğin yaşam şekline uygun ürünlerin hayata geçirileceği merkezin aynı zamanda akademisyenler ve genç yeteneklerin kendini geliştirmesi için fırsatlar yaratılacak” diye konuştu.
15 milyon TL’ye inovasyon merkezi açtı
ECZACIBAŞI Yapı Ürünleri Grubu, Eskişehir’deki fabrikasının olduğu yere 15 milyon TL yatırımla Vitra İnovasyon Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdi. Merkezde 75 Arge mühendisinin istihdam edildiğini söyleyen Eczacıbaşı Yapı Ürünleri Grubu Başkanı Hüsamettin Onanç, “Hedefimiz şu anda ilk 6’da olduğumuz yapı ürünleri sektöründe Avrupa’da ilk 3’e girmek. Ciromuz 800 milyon Euro. Her yıl 30 milyon Euro Ar-Ge çalışmalarına ayırıyoruz. Yapı grubumuz için organik ve inorganik büyüme devam edecek. Rusya’da inorganik büyüme adına girişimlerimiz olabilir. 2012’de ciroda yüzde 10 büyüme hedefliyoruz” dedi.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi
Gelecekse Türkiye gelsin
Eğer herhangi bir şekilde bir dış müdahale olursa bu tamamen sistem sebebiyle olacaktır. Suriye’deki sistem halkı özgürlük istediği için öldürmeye devam etmektedir. Bu noktadan sonra tüm mesuliyet Suriye’deki diktatör rejiminindir. En son noktada olaylar eğer sivillerin korunması gerekecek bir duruma gelirse, Suriye halkı Batı’dan gelen bir korumadan ziyade Türkiye’den gelecek bir koruma ve müdahaleyi kabul edebilecektir. Biz böyle inanıyoruzSURİYE Müslüman Kardeşler Hareketi’nin lideri Riyad Şikfa, Beşar Esad’ı yönetimi kansız bir şekilde halka teslim etmeye çağırdı. Temennilerinin tamamen barışçıl bir geçişten yana olduğunu belirten Şikfa, “Eğer herhangi bir şekilde bir dış müdahale olursa bu tamamen sistem sebebiyle olacaktır. Suriye’deki sistem halkı özgürlük istediği için öldürmeye devam etmektedir. Bu noktadan sonra tüm mesuliyet Suriye’deki diktatör rejimindir. En son noktada olaylar eğer sivillerin korunması gerekecek bir duruma gelirse, Suriye halkı Batı’dan gelen bir korumadan ziyade Türkiye’den gelecek bir koruma ve müdahaleyi kabul edebilecektir. Biz böyle inanıyoruz” dedi. Fatih’teki Reşadiye Otel’de düzenlenen basın toplantısında Riyad Şikfa özetle şunları söyledi:
Asker yerine mavi elbiseliler
“Biz Müslüman Kardeşler örgütü olarak, Suriye’de konsolosluklara yapılan tüm saldırıları kınıyoruz. Özellikle de Türkiye bayrağına yapılan o hakareti hiçbir şekilde kabul etmediğimizi, Suriye halkının da bunu kabul etmediğini buradan bildiriyoruz. Çünkü Türkiye ve Türk bayrağı bölge ülkeleri için özgürlük ve demokrasiyi anlatmaktadır. Şu anda Suriye’de yaşanan olay, özgürlüklerini isteyen halkla, zulüm taraftarı olan bir sistem arasında gitmektedir. Suriye’deki hükümet ve bu sistem bittikten sonra tamamen sivil bir hükümet kurulacaktır. Hilesiz ve temiz seçimler sonrası yönetim sandığın getireceği kişilere emanet edilecektir. Şu anda aldığımız haberlere göre sistemin yardakçıları için 30 bin mavi takım elbise siparişi verilmiştir. Bu elbiseler askerlerin dışında sistemin içerisindeki Şebiha Kuvvetleri içindir. Askerler olmayınca bu kuvvetler sahaya inip saldırıları yapacaktır.”
Maalesef İran destekliyor
Toplantıda konuşan Suriye Müslüman Kardeşler Hareketi’nin Siyasi Sorumlusu ve Suriye Ulusal Konseyi İcra Kurulu Üyesi Muhammed Faruk Tayfur da Türkiye’yi örnek aldıklarını belirterek, şöyle konuştu: “Suriye devriminin hedefi ilk başta halkların özgür olmasıdır ve çok sesli, demokratik, sivil bir devletin oluşturulmasıdır. Bu konuda komşumuz olan Türkiye’ye çok seslilik, hürriyet ve demokratikleşme noktasında bir örnek olarak bakıyoruz. Suriye devriminin amacı tamamen diktatörlükten kurtulmak ve şu andaki sistemin içerisinde olan kölelikten kurtulmaktır. Sadece biz değil Suriye’deki tüm insanlar Türkiye’nin tecrübesinden etkilenmiş ve beğenmiş durumdadır. Rejim yıkılırsa ilk önce adalet, hürriyet ve eşitlik ilkelerine göre bir yönetim kurulacak. Bizler müslüman olarak bazı temel konularda İslamı referans alacağız. Ama bu demek değildir ki dini bir devleti kuracağız. Hayır sivil bir devlet olacak. Basında 4 bin şehit olduğundan bahsediliyor ama 10 binden fazla insan ölmüş, 15 binden fazla insandan hiçbir haber alınamamış ve 100 binden fazla insan da gösterilere katıldığı için tutuklanmış ve hapishanelere atılmıştır. Maalesef İran, Hizbullah ve Irak’tan bazı partiler bu zalim sistemi desteklemektedir. İran, Suriye’ye maddi, teknik ve insan gücü olarak destek vermiştir. İsrail her ne kadar çatışma halinde görünse de Suriye’ye destek vermiştir. İran’la ABD’nin kavgası iki yönlüdür. Bir basın önünde olan kavga, bir de stratejik olarak sürdürülen işbirlikleri. Basın önünde İran ile ABD sanki düşmanlarmış ve birbirleriyle kavga ediyorlarmış gibi bir çizgi çizmelerine rağmen Afganistan’ın işgali ve Irak’ın işgali sırasında yaşadığımız tecrübe şunu göstermektedir ki ABD ve İran masa altında çeşitli işbirliği içindedir ve bu çok açıktır.”
http://www.hurriyet.com.tr/gundem
Asker yerine mavi elbiseliler
“Biz Müslüman Kardeşler örgütü olarak, Suriye’de konsolosluklara yapılan tüm saldırıları kınıyoruz. Özellikle de Türkiye bayrağına yapılan o hakareti hiçbir şekilde kabul etmediğimizi, Suriye halkının da bunu kabul etmediğini buradan bildiriyoruz. Çünkü Türkiye ve Türk bayrağı bölge ülkeleri için özgürlük ve demokrasiyi anlatmaktadır. Şu anda Suriye’de yaşanan olay, özgürlüklerini isteyen halkla, zulüm taraftarı olan bir sistem arasında gitmektedir. Suriye’deki hükümet ve bu sistem bittikten sonra tamamen sivil bir hükümet kurulacaktır. Hilesiz ve temiz seçimler sonrası yönetim sandığın getireceği kişilere emanet edilecektir. Şu anda aldığımız haberlere göre sistemin yardakçıları için 30 bin mavi takım elbise siparişi verilmiştir. Bu elbiseler askerlerin dışında sistemin içerisindeki Şebiha Kuvvetleri içindir. Askerler olmayınca bu kuvvetler sahaya inip saldırıları yapacaktır.”
Maalesef İran destekliyor
Toplantıda konuşan Suriye Müslüman Kardeşler Hareketi’nin Siyasi Sorumlusu ve Suriye Ulusal Konseyi İcra Kurulu Üyesi Muhammed Faruk Tayfur da Türkiye’yi örnek aldıklarını belirterek, şöyle konuştu: “Suriye devriminin hedefi ilk başta halkların özgür olmasıdır ve çok sesli, demokratik, sivil bir devletin oluşturulmasıdır. Bu konuda komşumuz olan Türkiye’ye çok seslilik, hürriyet ve demokratikleşme noktasında bir örnek olarak bakıyoruz. Suriye devriminin amacı tamamen diktatörlükten kurtulmak ve şu andaki sistemin içerisinde olan kölelikten kurtulmaktır. Sadece biz değil Suriye’deki tüm insanlar Türkiye’nin tecrübesinden etkilenmiş ve beğenmiş durumdadır. Rejim yıkılırsa ilk önce adalet, hürriyet ve eşitlik ilkelerine göre bir yönetim kurulacak. Bizler müslüman olarak bazı temel konularda İslamı referans alacağız. Ama bu demek değildir ki dini bir devleti kuracağız. Hayır sivil bir devlet olacak. Basında 4 bin şehit olduğundan bahsediliyor ama 10 binden fazla insan ölmüş, 15 binden fazla insandan hiçbir haber alınamamış ve 100 binden fazla insan da gösterilere katıldığı için tutuklanmış ve hapishanelere atılmıştır. Maalesef İran, Hizbullah ve Irak’tan bazı partiler bu zalim sistemi desteklemektedir. İran, Suriye’ye maddi, teknik ve insan gücü olarak destek vermiştir. İsrail her ne kadar çatışma halinde görünse de Suriye’ye destek vermiştir. İran’la ABD’nin kavgası iki yönlüdür. Bir basın önünde olan kavga, bir de stratejik olarak sürdürülen işbirlikleri. Basın önünde İran ile ABD sanki düşmanlarmış ve birbirleriyle kavga ediyorlarmış gibi bir çizgi çizmelerine rağmen Afganistan’ın işgali ve Irak’ın işgali sırasında yaşadığımız tecrübe şunu göstermektedir ki ABD ve İran masa altında çeşitli işbirliği içindedir ve bu çok açıktır.”
http://www.hurriyet.com.tr/gundem
İhracatçının eli Van'a değdi
TİM ve Merter Platformu Erciş'te Öğretmenler Mahallesi kuruyor. 500 evlik proje kapsamında ilk etapta 210 konteynır ev inşa edilecek. 5 milyon liralık mahallenin kreşini ise Almanya'da yaşayan işadamı Aykut Kalkan yaptıracak
Van depreminin yarattığı hasarı gidermek için tasarlanan uzun soluklu projeler devlet ve sivil toplum kuruluşları tarafından son hızla hayata geçiriliyor. Özellikle depremzedelerin barınma ihtiyaçlarını giderecek projelerin tamamlanmasına yönelik hummalı bir çalışma var. Bu süreçte devletle birlikte elini taşın altına koyan özel şirketler ise resmi görüşmelerini tamamlamış durumda. Bunlardan biri de 400 tekstil şirketinin ana bağışçı olduğu Merter Platformu. Hedefi köy ilkokullarındaki çocukların eğitimiyle ilgili projeler geliştirmek olan Platform, can güvenliği nedeniyle Erciş'i terk eden öğretmenler için konteynır evlerden oluşan bir mahalle kuruyor.
5 MİLYON LİRAYA MAL OLACAK
Merter Platformu Öğretmen Mahallesi adındaki projenin diğer ortakları ise Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve Güngören Belediyesi. Merter Platformu Başkanı Cengiz Acar, Milli Eğitim Bakanlığı'yla anlaşma yaptıklarını ve kendilerine 500 evlik bir arazi tahsis edildiğini söylüyor. Acar, "İlk etapta Merter Platformu 110, TİM 50 ve Güngören Belediyesi de 50 olmak üzere 210 konteynır evi kuracağız. Çalışmalar başladı. Daha önce bitecekti ama ikinci deprem nedeniyle erteledik" diyor. Proje kapsamında evlerin her biri 10 bin liraya mal olmuş. İlk etapta 2 milyon liralık bir yatırımla başlanacak proje tamamlandığında 5 milyon liralık bir yatırıma ulaşması bekleniyor.
GURBETÇİ DE KREŞ YAPACAK
Merter Platformu Öğretmen Mahallesi'nde çoc uk parkları ve etkinlik alanları da bulunacak. Bunun yanında öğretmen çocukları için de bir kreş yaptıracaklarını belirten Cengiz Acar, "Kreş için Almanya'da otomobil galerisi olan gurbetçi kardeşimiz Aykut Kalkan ve ailesi 75 bin lira bağışta bulundu. Proje ilerledikçe katılımcılar da artıyor" diyor.
TİM okul ve yurt yapacak
Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi de bölgeye yönelik uzun soluklu bir sosyal sorumluluk projesi için Milli Eğitim Bakanlığı'yla görüşmelerinin sürdüğünü ve bölgeye bir okul ve yurt yaptıracaklarını ifade etti. Şu anda Van Valiliği'yle görüşmeler yaptıklarını anlatan Büyükekşi, ihtiyaçlara göre projelerini şekillendireceklerini söylüyor
http://www.sabah.com.tr/Ekonomi
Raftaki ürüne sanal kimlik geliyor
Türkiye'de gıda güvenliği konusunda yeni bir dönem başlatacaklarını söyleyen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, "Marketteki ürünün hangi şehirde, ne şekilde üretildiğini tek tuşla izleyeceğiz" dedi
SABAH Ankara Bürosu'nun önceki gün konuğu olan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker yeni projeleri hakkında açıklamalarda bulundu. Türkiye'nin AB gıda güvenliği politikalarıyla yüzde 100 uyumlu hale geleceğini ifade eden Eker, "5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu çerçevesinde 13 Aralık'ta 30 yönetmelik çıkmış olacak. Böylelikle AB'nin tüm gıda güvenliği politikalarıyla uyumlu hale geleceğiz. Brüksel'le Bursa gıda güvenliğinde aynı standartlara tabi olacak" dedi. Market raflarındaki ürünlere sıkı takip geleceğini de söyleyen Eker, yeni projeleri hakkında şunları söyledi: "Market raflarındaki ilk çıkış yerine, hammaddesine varıncaya kadar geriye doğru izlenmesini sağlayacak sistemi hayata geçiriyoruz. Yumurtalarda bunu başlattık. Üzerindeki numaralardan tek tuşla hangi şehrin hangi ilçesinde, ne şartlarda üretildiğini görebiliyoruz. Yönetmelik çıktığında hayvansal ürünleri üreten işletmelere onay zorunluluğu getiriyoruz. Kurulmadan önce bakanlıktan onay almaları gerecek. Mevzuata uymazsa faaliyeti durdurulabilecek. Çünkü insana hastalık bulaştırma riski en çok bu ürünlerde."
75 KİMYASAL İLAÇ YASAKLANDI
Meyve ve sebzelere yönelik geriye dönük izleme sisteminin geleceğini de vurgulayan Eker, "Zirai ilaçlara reçete zorunluluğu getirdik. Ayrıca dünyada riskli olduğu belirtilen 75 kimyasal ilacın kullanımını Türkiye'de yasakladık" dedi. Öte yandan Türkiye'de asla GDO'lu üretim olmayacağının altını çizen Eker konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu hükmü bizzat ben eklettim. Bilimsel çalışmalar dahi kontrol altında. Tarımsal üretimin genlerinin bozulmasına asla izin vermeyiz. Eskiden GDO'lu ürünlerin gümrükten girişi beyana tabiydi. Adam, "GDO yok" diyorsa sen o ürünü gümrükten geçirmek zorundaydın. Şimdi AB'den bile sıkı bir yönetmeliğimiz var. Bunda benim GDO konusundaki katı duruşumu görebilirsiniz."
VAN'A YEM YARDIMI YAPILACAK
Gıda , Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, hayvanı ölen vatandaşlara başlattığı desteğin ardından şimdi de yem yardımını devreye sokuyor. Aralık ayından itibaren, büyükbaş hayvan için 400 lira, küçükbaş hayvan içinse 60 lira hayvan başına aylık yem desteği verilecek.
BAKAN EKER SABAH'A KONUK OLDU
Sabah Gazetesi'nin konuğu olan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ve beraberindeki heyeti SABAH Gazetesi Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu, Ankara muhabirleri Hazal Ateş, Hamdi Ateş ve Burcu Çalık ağırladı.
http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















